5 Mayıs 2015 Salı


AYNADAKİ DÜNYADA...!

Tıpkı, vicdanlardaki gibi...


Gerçeğin çıplaklığında..


Düşüverir kimi zaman, aynaya görüntüler.


Kah, ışıltılı albeniyle...


Kah, ruh karartan loşlukla...


Hüzün siner, bazı bazı...


Bazen, gülümseyişler bezenir..


Aynanın derinliğine..


Fani ömürler misali, yok olup gitse de..


Zamanın içinde..


Onca görüntü aynanın bedeninden..


Üryanlığında gösterir,ayna tüm olanları..


Kaçılmaz o gerçeklerden...


Tıpkı vicdanlar gibi...


Ses verir aynalarda ,derinden derine..


Ruhlarının sesiyle...


Aynalığın diliyle..!


Aynalarda yansıtır,sızlatsada yürekleri..


Yüzleşmeye durunca,insan kendi gerçeğiyle..


Görür onları,bir bir..


İstese de  kaçamaz, ne onlardan ne kendinden....


Hayatın, anların ,ömürlerin..


Yansıma yansıma, aynaya düşmüşlüğün den...


Öylesi anlarda..


Asılıysa, eğer ki...


Veballe, günah kolyesi..


Ya da, utancın prangası boynunda..


Sırıtırlar bir bir..


Sen, yok saysan da..


Alnındaki kirler....


Ömründeki karanlık günlerle ,izler..


Ve,yüzündeki çizgiler bir bir aynada.


Döner yansıma yansıma sana...


Çeksede acı,kıvransada azaplarda yüreğin..


Yüzleşirsin onlarla..


Ruhunun ve gerçeklerin soyunmuşluğunda..


Böylesi hallerin,savrulmuşluğunda..


Gönlünün sancıları vurunca yüze,keder keder..


Sen,ne yaparsan yap..


Aynada, sana elemle güler..


Bakarak ,gözlerinin içine..


Sessizliğin, o meşum, o gizemli diliyle..


Kimi zaman....


Ağırsa yükün, karayla doluysa vicdan torban..!


Üşür, ürperir insan ruhu birden bire..


Zarfla, mazruf geçer iç içe...


Gerçekle, hayal gibi....


Bakarsın sen, sana...


Kendinden ve aynadaki halinden kaçamamışlığınla..!


Ömrün, yıllar, anılar..


Hüzünlerle, mutluluklar...


Tıpkı sarmaşıklar misali, dolanır birbirine..


Bir varmış, bir yokmuşlarda...


Akıp giden, zamanda ....


An gelir dünün, an gelir nesnelerin..


An gelir zamanda yaşananların...


Anılara dönüşmüşlüğünde..


Acılar, hüzünler..


Kah...


Mutluluk mutluluk gülüşler..


Kah....


Toz pembe günlerle bezenmiş ömürler..


Kah....


Ömürlere sinen kahırlarla, çileler..


Ayıplar, günahlar, veballer..


Anımsanmak istenmeyen anlarla, olaylar.


Karanlık gerçekler Bir resmi geçitte...


Ard arda üşüşürler, aynaya..


Aldırmadan sana, kralın çıplaklığında..!


Öylesi anlarda, kaçamazsın onlardan..


Yumsan da  gözlerini..


Gerçeğin sesi, dillenir yüreğinde..


Uğuldar kulakların....


Tıkamaya kalksan da onları..


Duyarsın onları...


Tüketsen de ömrünü..


Gayretkeş ce, nafile çabalarda..


Yok saymaya yeltensen de..


Sana, haykıran gerçekleri...


Dillendikçe, aynalar...


Koparken ruhunda..


En amansız fırtınalar..


Sarar seni,tepeden tırnağa...


Duygusal savrulmalar...


Böylesi anlarda,tanık olur onlar...!


Zamanlar,geçmiş zaman olunca...


Unutulup kalırlar..


Sırlı camın,onları yutan koynunda....


Hiç yaşanmamışcasına,bir cam duruluğunda..


Ne yapsan,ne etsende..


Önlenemez hallerde..


Gerçeklerle,sırların...


Aynaya düşen, anıların..


Bakarlar sana, pervasızca...


Ayan beyan halleriyle..


Yıllar, yıllar ötesinden...


O aşina bakışlarla....


Aynadaki dünyada...!


Aynadaki dünyada..!




Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ


Hildesheim/Almanya


09/12/2012


Saat;12_18






CIZZ ETMİYORSA '' NASIR BAĞLAMIŞLIKLARDA '' YÜREĞİN...!


Vermemişse Mabud neylesin Mahmut tekerlemelerinin avaralığındaysan...
Dönmüşsen sırtını evrene,hayata ve insana....
Nemelazımcılığın beyhudeliğinde ömür tüketmişliklerle...
Bilmemki,ne demeli daha sana ey Ademoğlu...?
Akı karadan,helali haramdan ayırmaya,mazlumu kayırmaya...
Zulme başkaldırmaya yetmiyorsa mecalin...
Pekken sırtın,tokken karnın semrilip,gerinip yatıyorsan..
Kefenin yok cebini arıyorsan,üç maymunu oynuyorsan...
Kul hakkı yemeleri,köşeyi dönmeleri ,yetimi soymaları adamlıktan sayıyorsan...
Bakmayı görme sanıp,ömrü nafileliklerde bakar körce harcıyorsan...
Duyarsızlıklarda sıkıştırarak hayatı kuburla küfrün arasına...
Bilmemki,ne demeli daha sana ey Ademoğlu..?
Ömrünü çar-çur ediyorsan ''Cüzdanla Vicdan arasında'' perişanlıklarda savrulmalarda...
İnsan olmanın onuruyla insanca;kardeşinin acısıyla ''Cızz etmiyorsa ,Nasır bağlamışlıklarda '' yüreğin...!
Bilesinki;eşekliğin bakiliğinde eşekliğin miras kalmış sana...
İşkembeyi kübradan kuru sıkı atıp tutsan da, inandıramazsın insanı insanlığına..
Adam gibi adamlıklarda yaşamaktan nasibini alamamışlığında..
Yaşasan ne yazar,yaşamasan ne yazar...
Tüketirken sen ömrünü hilkat garibeliğinin naralarında...
Bilesinki;
Bir serçenin çığlığı,bir arının vızıltısı ,senin anırmandan daha evladır dünyaya..


Mualla YASSIBAŞ
Hildesheim / ALMANYA
25/01/2010
Saat;16_55
KİŞİ,LAYIKINCA YAŞAR…!

Bugün dünden aldığım mirasla..
Daha bir ikircekli, tasa, kaygı, evham, korku gibi ..
Marazalı saplantıların, kaynağı ve kurbanıyım yine..
Beni boğan huzursuzluk duygularında..
Bir bataklık gülüne dönmüşlüklerde, ömür eskitiyorum..
Bilinmez onca el, göz, siluet, beden…
Bana ..
Derin mi derin farkındasızlıklarda…
Korku ve karamsarlık tortularında debelendiğim..
O tarifsiz, gizemli ve panzehiri olmayan nesneyi enjekte ediyorlar..!
Kara gözlüklerim yada siyah bir peçem olmasa da gözlerimde..
Baktığım her yer siyah, gördüğüm her şey karanlık ..
Ne zaman kapıldım bilmiyorum bu illete ?
Kim bilir, beklide genetiksel ve toplumsal bulaşıcı bir virüstür bu ?
Amansızca ve apansız iliklerimize, hatta ..
En derin hücrelerimize kadar işgal edip, yutmakta bizi..
Emareleri,
Öncelikle , gülmeyi unutuyorsun bu virüse maruz kalınca..
Açıklanamaz bir sıkıntı, usanç ve ıstırap duyuyorsun..
Sonra nemelazımcılık ve yeksenak’lık egemen oluyor..
Aman canım sendecilikler vazgeçilmez karakterin haline geliyor..
Kelebekler ölüyor..
Çiçekler soluyor..
Su çürüyor..
Tuz kokuyor..
Ve, insan , toplum kendi kokuşmuşluğunda ..
Ağır ve sinsi bir ölümün pençesinde kıvrana, kıvrana ..
Sancılı ve derinden derine bıçaklanıp, delik deşik edilmişçesine ..
Can vermelerin tutsağı oluyor..
Ama, değil bir şeyler yapıp,tepki vermek..
Parmağını bile kıpırdatmamakta ısrar etmenin ötesinde..
Bu sinsi ve bir o kadar da vahşi…
Hatta, ceberutça can almalara gıkın çıkmaksızın teslim oluyorsun..
Koyun sürülüğü, kara cehalet, ilime-bilime sırt dönmüşlük..
Seni pençesinde gebertmekteyken..
Kurbağanın, soğuk sudaki kaynayarak ölüşü misali..
Kanıksamışlığın uyuşturuculuğuyla..
Ölüme gidiyorsun aheste, aheste ..
Üstelik, hiç mi hiç itirazsız..!
Bu, bir gövdede başlayıp..
Önce odayı,
Sonra, mekanın tamamını..
Ardından, sokağı, mahalleyi kaplıyor..
Aşama , aşama nefessizliklerde ve işgalde…,
Temiz havayı, oksijeni, hayatı istememe..
Güzelliği yad sayma,doğruyu inkar..
Hayata ve insana dair en müspet olan ne varsa, ona düşmanlık..
Önce kendine küsme,
Sonra; hayata, çevreye, evrene ve insana sırt dönüp..
Tüm olan biteni ve yaşayan ne varsa..,
Evrensel insanlığın gereği adına ne olmalıysa , onları..
Topyekun ve bir hamlede reddetmelere koyuluyorsun..
İlbizli korku karanlığına düşmüş olmakla kalmıyor..
Bir örümcek ağında..
Kanı-iliği emilen sineğe,kelebeğe dönüyorsun..!
Cümle asalaklar başına üşüşüp, iştahla emmekteyken kanını..
Sen hala, derin bağnazlık,vurdumduymazlık ve boş vermişlikle..
‘’-Aman canım sende ’’ lerin kıskacında debelenerek..
Hatta ,
‘’-Güleriz, ağlanacak halimize. ‘’, Tekerlemelerinin yeksenaklığında..
Gaflet, dalalet, ihanet ve aymazlıkta..
Kişisel ve toplumsal çürüme agu ’ sunu içiyorsun .
Penceredeki ışık yiterken..
Çiçekler solup,kelebekler ölürken..
Dudaklarına ilişen o beynemaz tebessümle..
Ölü canlığın neferliklerinde..
Yaşayan ölüleşmeye boyun eğerek..
Çürümenin kaynağına ve kurbanına dönüyorsun..
Egemen sistemin kara cüppeli, kanlı vampirleri..
Ötekinin, berikinin ve evrenin olduğu gibi.
Sıran gelince, yada istedikleri her anda..
Seninde kanını emip, canını alarak..
Kendi semirilmişliklerinde çoğalarak..
Daha, daha kurban bulmanın hazzını,huzurunu ve zaferini tadıyor..
Sen ölürken onlar yaşıyor..
Serpilip çoğalarak..
Sen kurbanlığa razı oldukça..
Kurbanlara ön-ayaklıklarda..
Yeni ölü canlar çoğaltıp..
İktidar egemenlerinin ekmeğine yağ sürmelere devam ediyor,
ediyorsun..!
Ara sıra ki, cılız ve mızıltılı reaksiyonlarında..
Yeni gelinin,anasına deyişiyle..
‘’-Hem ağlar,hem giderim ana. ‘’…,
Söyleminden öte geçmiyor, anlam ifade etmiyor..!
Bataklık güllüğüne ve ölü canlığa razılığında..
Yaşama sevicini çalmaya yeltendiğin hayat sahiplerinin katilliğine ..
Dahası,eli kanlı korku krallarının ve uşaklarının suç ortaklığına soyunuyorsun..
Bu açmaz ve kör dövüşün, hengamenin ortasındayım bu günde yine..
Altım taş,üstüm taş..
Yer demir-gök bakır ben marazalı ömür ve insan eskisi için yine..
Değil mi ki , ben razıyım ve müstahakım bu sünepeliğe..
Leşime üşüşen çakallara ne yüzüm var iki çift laf etmeye..!
Arsız ölümün ilmiğini boynuma gönüllü geçirmişliğimle..
Yoz bir düzenin , boz bulanıklığında..
Nemelazımcılığın batağında debelenerek ölmek bile..
Ödül ve çok ayrıcalık inanın ki ben gibilere..!
Ben gibilere..!
Buna müstahaklığımda, son sözüm kendime..
‘’ - Kişi layıkınca yaşar..! ‘’
‘’- Kişi layıkınca yaşar…! ‘’

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Altınoluk/Edremit
10/02/2013
Saat;01_41



YUMSANDA GÖZLERİNİ.......

Soksan da kafanı kuma, deve kuşluğa öykünerek...
Görmemek için gerçekleri...
Kral yine de, çıplaktır sen giyinik sanarak tüketsen de o biçare ömrünü...
Sana rağmen dönüyor dünya, bundan dolayı katledildi Galilea..
Dünyayı kendilerinin sanan, ahmak din softaları..
Engizisyon kasaplarınca...
Tıkasan kulaklarını, sırt dönsen gerçeklere..
Ömür tüketmişliğinle  üç maymunu oynamacasına..
Tüketmişsindir bilki o ömrü gaflet ve dalalette..
İki ayaklı a sosyal hayvanlığında..
Su dökemezsin asla, hayvanlığında senden vakur ve asil cümle hayvanların ayaklarına..
Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın teranesinde ömür tüketirken sen..
Kan akıyor oluk oluk kan, katliamda evren ve insan yok oluyor..
Mazlum ve masum biçare insan ömürler,sen gibi gamsız duyarsızlar sayesinde..
Ölüme sürükleniyor, kana doymaz vahşilerce..

Filler katledilirken, gözünü kan bürümüş...
Sermayeyle, çakal sürüsü sencileyin işbirlikçilerince..
Fildişi Kuleleri yükseliyor kan, ölüm ve zulmün omuzlarında..
Vahşi sermayenin  azgın patronlarına mekan olmacasına...
İnsan tacirleri, ölüm tüccarları, gözü dönmüş paragözler...
Alıp satıyorlar, kıyıp katlediyorlar, körpecik canları fütursuz ve pervasızca..
Sen ve sen gibi.....
Maşaların, uşakların, vurdumduymazlar sürüsü güruhların..
Şakşakçılığa ve nemelazımcılığa öykünüp, suç ortaklığına soyunmuşluğunda...
Karanlığın sonu elbet aydınlıktır...
Aydınlık olmasına..
Ve, hatta gün gelip keserin, sapın, hesabın dönmüşlüğünde..
Dur da denilecektir bu karanlık oyuna..
İnsan soyundan gelen onurlu kavgalarda..
Unutma birileri dur der, bu kara düzene ve kanlı gidişe..
Sen bilgiyle bilince ermemişliğinde, fark etmesen de..
İnsan olduğunu ve onurluca dik durmaların gereğini..
Yazar tarih onu da, senide sayfalarına..
Ama; aradaki o unutulmaz ve yok sayılmaz farkla..
Seni:kara sayfasında ''Hilkat Garibeliğine'' tutsak ederken hayat ve tarih..
Onurların en yücesiyle ödüllendirir İNSAN GİBİ İNSAN'ı,çekse de onca zulmü..
Diş tırnak dayanmışlığıyla ve direnmişliğiyle ZULME VE KARANLIĞA..
Velhasıl,sen hayatı ıskalamışlığında...
Biat ederek karanlığın,korkunun ve zulmün krallığına..

Nemelazımcılığın avara kasnakların da, tüketip dururken  ömrünü...
Göz yumsan da dünyanın akına, karasına..
Hayat ırmağı akıp gider gürül gürül ..
Senin farkında olmadan ömrünü tüketmiş liğinde..
Sen ki ; Sanar sın yaşamışım diye..
Sermayeye kul köleliğinde kuburla, kibir arasında gelgitlerde..
Övünürsün...
Lak lakla ömür geçiren Leyleklere bile parmak ısırtmacasına, lafazanlıklarınla...
Dahası,soyuna ihanetinin bile farkında olmamış lığın aczi ve cibilliyetsizliğiyle..
Cüzdanla, vicdan arasında un ufak ettiğin kişiliksiz ve kimliksiz ömürlüğünle..
Kirletip, tüketirken beyhudeliklerde dünyayı...
İnadın, cehaletin, ömrü ve karanlığın çarmıhlarındaki tutsaklığında..

Yumsan da gözlerini sen, inkarcılığın naçarlıklarında..
Onca ayıba, karanlığa ve soysuzluğa....
Sana ve sen gibi ahmak hilkat garibelerine inatla...!
Terse çevirememiş liginizle dönüşünü, döner, döner..
Döner de durur, sen yok saysan da dünya..
Döner de durur, sen gibi nicelerini yutmuşluğunda...!
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ/İSYANİ
Hildesheim/Almanya
27 / 07 / 2012
Saat;15_59

MİRAS KALDI, SİZLERE..
Sizlerin tanıdığını sandığınız ben, hangi ben ?
Seni keşfettim, dediğinizde, bulduğunuz kim ?
Alıp başımı, çekip te gittiğimde ...
Ardım sıra ....,
Size kalan, yorgunluklar tortusunda yiten ömür ve beden ..
Bildiğiniz, o uçarı-delişmen kızmı ?
Yoksa ...,
Ketumlukların alacalı şalına bürünen .....,
O, melankoliler esiri, biçare mi?
Kolu-kanadı kırık, yüreği çırpınışların son deminde olan kuşun, bitap bedeninde ...
Sessiz çığlıklarla size kendini ve gerçeğini dillendirmeye çalışan ..
Bu hayat vurgununda helak olup, kayıp bir hayatın ..
Yorgun figüranlıklarından öte geçemeyen, hazanlar hisarının bekçisinden..
Yüreklerinizi burkup, içinizi yakarak dinlediğiniz ....
Yarım-yamalak bir yaşam öyküsünün ...,
Elde-avuçta kalan, son kırıntılarını ....
Gözler önüne sermecesine, içini dökerek ...
Gerçeklerin çıplaklığını dillendirirken ...,
Üşüyen ruhuna, yoldaş arayan bana baktığınızda ....
Gördüğünüz ben, hangi benim, hiç bilebildinizmi ..?
Maskelerin ardına gizlenip, sığınarak tüketilen yılların ..
Avuçlardan kayıp giden, umutların ..
Kararan yarınların, tutkulu, hasarlı biçaresimi ...?
Gözlerinden, göz bebeklerinize ve ruhunuza uzanan ..
Bir kaç damla göz yaşında yıkayıp, arındırmaya koyulduğunuz günahkarmı ..?
Siizin, bakıp bakıp ,ahlar çektiğiniz, gözlerinizin önünde ....
Çile mumluklarında, için, için yanarak, ölümü bekleyen ..
Solan çiçek, yalancı baharlarda savrularak helak olan bedenmiydi ?
Bilipte, söylemeye yüreğinizin yetmediği,cesaret edemediğiniz o malum gerçeği ..
Ben fısıldıyorum..
Hayata dair faturamın kesilip, hesabımı ödemişliğimde ....!
Dahası, hiç birinizin eteğinizin altında, başımın olmamışlığında ..
Size ödeyeceğim, diyet borçlarımın kalmamışlığında ..!
Söyleyeceğim size, yüzleşip, duymaktan korktuğunuz gerçekleri ..!
Çoğunuz, bende kendi ömür öykülerinizi ..
Yitiklik, elem ve pişmanlıklarınızı görüp yaşayarak ..
Kar yangınlarına savrulmanın acılı telaşlarında ..
Kendinizdeki beni bulmanın ..
Yada, bende ...
Kendi ömür ve yaşanmışlık izlerinizi görmenin,
Gerçeklerin, yürek yakan ürküntüsüyle savruldunuz ..
Bu telaşınız, bu nutkunuzun tutulup ..
Soluksuz kalmacasına, derin acılara gark oluşunuz, bundandı aslında.
Şimdi, bir yana maskemi ..
Bir yana, soyunmuş ruhumun, arta kalan acılı eskisini..
Ömür posamı, bırakıp gitmişliğimde ...!
Bakıp, bakıp iç geçirdiğiniz, hayat öyküsü ..
Ben mi, maskelerde yittim ..?
Maskeler mi, bende hayat buldu ?
İçinde muammalar barındıran sorusunun ...,
Korktuğunuz yanıtını duymamak için ....
Kulaklarınızı gerçeklere tıkayıp ,
Gözlerinizi kapatarak, oynamalara durduğunuz ..
O, malum ve meşhur, üç maymun oyunlarında ..
Kendinizi kandırmalara koyuluşunuz .
Ben gittim, oyunum bitti ..!
Mekansız ve zamansızlıklarda, apansızca gözlerimin yumulmuşluğunda !
Göremediğim son perdeden, miras kaldı size ...
Öyküm, ömrüm, hüzünlerim ve korkularım !
Göremediğim son perdeden miras kaldı size ...
Öyküm, ömrüm, hüzünlerim ve korkularım !
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Altınoluk / Edremit
06 / 03 / 2015
Saat;19_40




Başlık

html

Facebook    X    WhatsApp

ÇIĞLIK, ÇIĞLIĞA ....! Sensizlik uzadıkça .. Söndükçe, umudun ışıkları bir, bir .. Kararıp kaldıkça ruhum, naçarlığın pençesinde Sinsi bir s...