Kendi cehennem ateşinin odunu kesilmişliğinde ki o, gece .....
Tavrına ve inadına, hatta kendisini önemsememesine, dikkate almamasına ve akıbetini fark etmeyip, yelsiz olmayacağını bilmesine rağmen, inadım, inat diyerek ...
Kibir ve nankörlükle yeli önemsememekle de kalmayıp aşağılayan ağacın, o hal ve tavrına inat...
Ağacın tavır ve tepkisine aldırmayıp, kindarlığıa pirim vermeyen, pabuç bırakmayan yel ....
Geçmişe takılmayıp, ağacın söylemine kulak kesilerek .....
Ağacın yaşadığı '' - MAKUS SON'a . '' üzülmüşlüğünde, özünün bay vermemişliğinde ...
Sızım, sızım sızlanan ve göz yaşı döküp gamlanan ağacı dinlemiş ......
İçten, içe ağacın haline, üzülerek, sessizce ve derinden, derine ilgi, şefkat ve hoş görüyle, babacanlıkla söylenen yel .....
Bir yandan da, ağacı dinlemeyi sürdürdü.......
Sonunda derin, derin iç geçirerek susup, sessizliğe, sükuna kesti ......
Sözlerinin sonuna gelip te, sessizlikte elem ummanına gömülen ağaca, dillendirmişti duygularını, yel .....
'' - ES KOÇ YİĞİDİN BAĞRINA, ES DİYEN YİĞİDİN BAĞRINA ESMİŞLİĞİMDEKİ GİBİ, CÖMERTÇE ESENLİĞİMDE ...! ''
Esip, döşünü-bağrını, dalını, yaprağını ....
Hasılı, tümüyle seni serinletip, döllenmene katkı sunarak meyveye durup, verimine-bereketine katkı sunup .....
Kesilip odun olmuş şu hale gelmemen için .....
Ben, bana düşeni yaptım sa da sen, elinin tersi ve dik kafalılığınla, çatal dilinle ....
Tevazudan nasipsizlik ve nankörlükte inatla, beni ve emeğimi, çabamı yok saydın, ömründeki yerimi, önemimi görmezden geldin ...
Bilmeliydin, dik durmak, omurgalılık, yiğitlik, dik kafalılık ve külhan beylik değildir, asla ama asla...
Yel söylendikçe.....
Kesilip tomruğa dönen, dalı-budağı yokluklarda DIM-DIZLAK KALAN AĞAÇ....
SON PİŞMANLIĞIN NAFİLELİĞİYLE .....
PARA ETMEMİŞLİĞİNDE HALİNE YANIP, SESSİZCE İÇİN, İÇİN GÖZ YAŞI DÖKMELERE KOYULMUŞKEN .....
KENDİNE SORUP, KENDİNE, DİLLENDİRMİŞ Tİ, GEÇ FARK ETTİĞİ HATASINI ...
BEN NERDE YANLIŞ YAPTIM (?),Diye ...
SIZLANMAYI SÜRDÜRDÜ .....
YEL SESLENDİ FISILTIYLA, GECEYE KARIŞAN, KARANLIĞI ÖPEN SESİYLE, USULCA......
'' -- YANITI SENDE... ''
Ve sonra susup, dalıp giderek gecenin karanlığına seslenmiş ağacı, bilgece yanıtlayarak ....
Usuldan,usula onun odunlaşan bedenini yine de ağırdan, ağıra serinletmecesine .....
Ilgıt, ılgıt esip, öperek, ciğeri korlanmışlıkla, süzdü ağacı ....
Ölümü içip, yanmaları bekleyen ağacın derdine derman ve yarasına merhem olamamanın elemi ve tarifsiz derin sancısıyla ....
Gecenin içinde, bir ıslık tuttur du, yelliğinde...
''- İŞTE SEN DE, TIPKI O AĞAÇ GİBİSİN, YANİ EDANLA, TAVRINLA VE HASILI HER HALİNLE...! ''
Diye, söylendi gecenin içinde, bir başınalıklarda kadın,
daldığı derin ve tarifsiz iç hesaplaşmaların sonunda.......!
Sitemi kime edip, kelamı kime söyleyip, kelamın kime gittiğine yada erişip-erişmediğine aldırmadan ...
Ve, yineledi dediklerini ...
Yel'in kıymetini bilmeyen, ağaç gibisin ......
YEL'İN KIYMETİNİ BİLMEYEN AĞAÇ GİBİSİN ........!