13 Ekim 2021 Çarşamba


 

SÖZÜM ONA, YAŞAYAN, ÖLÜ CAN'LIĞINDA ........

 

 

 

Ölümün, beraberinde de gömüldükleri toprağın gözlerini örtmüşlüğünde ...

Ne, Semanın Kandilleri yıldızları, ne kuş uçuşlarını nede göğün mavisiyle görmek istedikleriyle, sevdiklerini göremeyen ölüler gibiyim ...

Sadece ölüme  yenik düşmekle kalmayıp, ilelebet gömüldükleri yerde, toprağın bağrına esarete mahkum olmaları, ne denli, çarpıcı, üzücü, yürek yakıcı ve tüm bunların yanı sıra ve bunlardan da öncelikli olarak ta, ibret verici ve insanı gelgitlere  sürükleyen ...

İnsana, bambaşka duyguları aynı anda ve tüm vuruculuğuyla yaşatan, hatta .....

An gelip naçarlıkla belenen göz yaşlarına sürükleyen hallerin pençesinde ....

Keşkelerle-pişmanlıklar kokteyllerini içtiren bu durumda, insanın elinde olmaksızın hüzün kundağına  belenişinin dokunaklılığıyla izi .......

Hayattan, ömürlere düşen, ibretlik-kalıcı, kalıcı oldukları kadarda, yaralayıcı izlerdir, izler ..

Böylesi elem kaynağı haller, duyarlı ömür ve yürek sahiplerinde duygu, duygu taşan hal ve söz olarak edebiyata, sanata, tarihle-zamana ve hatta dillere yazılmış dahası kazınarak adeta ömürlere bezenip, geleceğe izler ve yol-yordam rehberi olup-çıkmışlardır ...

Böyleliğin de .......

'' - Ölme gömerler, seni, dar, soğuk ve ıslak karanlıklarda koyup, dönerler .....

Seni, DAR, SOĞUK VE ISLAK KARANLIKLARDA KOYUP, DÖNERLER ......!

Çekilince el-eşik, irili-ufaklı elvan,elvan karakterli ve halli kalabalık ......

Yeni mekanındaki, işine aşina meraklı mekan paydaşı ziyaretçilerin, bedenini, oradan- buradan, öteden-beriden öperek, selamlarlar ve hem yemeğe koyulup, seni tüketmeye başlarlar .....

Hem de, farkında'sız ve duyamamış'lığında, HOŞ GELDİN, derler  ...... 

Akıp, karışınca gözlerin, beynin hasılı için-dışın toprağa, kimselerin görememişliğinde son halinin resmi çıkar toprağa ....

Bir tutam kemikten ibaret kalakaldığında toprağın bağrında, çiçeklerle açarsın sende haşr-ı neşr ile toprak olup çıkmış'lığında ...

Ölüm doğrulamış'lığıyla hayatın ve  gerçeğini anılarınla-adın kalır gök kubbenin doruğunda, bie mavi atlasın kanatları altında kürede, zerre olup kalmışlığında ....

Gerçeğe ışık olan kandilliğinle, yerini bulursun eninde-sonunda,layığınca ve  hak ettiğince kainatın koynunda, mavi atlasın kanatları altında ....! ''

Ölümle-yaşamın koyun, koyuna'lığında süren, hayatın çarkı feleğinde o, elvan çeşit zerrelerden, biri olup kalmışlığınla ...........

Hükmünü sürersin, bedenlik'ten azade, ruhaniliğin hafifliğinde ......

Ruhaniliğin hafifliğinde .......!

O, an anlamalara vesile olarak, hayatın yepyeni evresine kapı aralayan'lığın da, seninde emeğin, tuzun, zerren, hasılı farkında olamasan da emeğinle-katkın bulunur, hayatın gizemli ilahi, evrensel aşında ......

Göremediğin karın-yağmurun, toprak olan bedenini ıslak, ıslak öpüp ......

Hayata dair emareler sunmuşluğunda, farkında olmasan da, yaşarsın hayatın koynunda, toprağın bağrında yaşayan, ölü can'lığında ......

TOPRAĞIN BAĞRINDA YAŞAYAN, ÖLÜ CAN'LIĞINDA ........!

Bencileyin hayat denen GAYYA KUYUSUNDA doğan-batan her günün zaman aralığında .....

Akreple-Yelkovanın hiç bitmeyen soluk, soluğa ve soluk kesicilik de süren, at başı yarışında, ezinçle-sevinçlerin harmanında, dahası ....

Kuzguni bir vurgunun, yahutta, amansız harlı bir yangının ortasında, can derdine ve dünya telaşına dalıp-giderek ................

Kendini, hayatın güzelliğini ve farkındasızlıkda ıskaladığım sevdiklerimin yüzünü görüp de fark edememişliğin yoksunluğunda ve yoksulluğunda göremezsen, benim gibi .....

Yahutta toprağa karışıp-kapanmış ölü gözleri misali, bil ki .....

Gerçek ölü canlardan, bir farkla ......

Sözüm ona,  yaşayan, ÖLÜ CAN'LIĞINDA ....

Hayatı ıskalayan ve bunu bile fark ve idrak edemeyen, hayatı, güzellikleri, dahası ......

Düpedüz, mutluluğu ıskalayan, yitik ve yenik gafillerden'sindir, gafillerden ......

HAYATI ISKALAYAN VE BUNU BİLE FARK VE İDRAK EDEMEYEN, HAYATI, GÜZELLİKLERİ, DAHASI......

DÜPEDÜZ, MUTLULUĞU ISKALAYAN, YİTİK VE YENİK GAFİLLERDEN'SİNDİR, GAFİLLERDEN ...

SÖZÜM ONA, YAŞAYAN, ÖLÜ CAN'LIĞINDA .....

SÖZÜM ONA, YAŞAYAN, ÖLÜ CAN'LIĞINDA ........

 

 

 

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ

 

 

 

Immenstaad / Almanya

 

 

 

12 / 10 / 2021 - Salı

 

 

 

Saat ; 18_00

12 Ekim 2021 Salı

 

BUZ GÜZELLİKLERİ...

Ah....
Ömrüm.. Ömrüm , ah ...
Ömrümün, fırtınalı-boranlı çocukluk yıllarımın, akpacık karı ...
Kristalden de albenili hallerde sarkan ....,
İçime işleyen , hala mı hala yüreğime saplı, ok güzellikli buzları ....
Ah ki ah ...
Hemde, ne ah !
Ne, yıllar..
Ne, ben ..
Ne' de, siz o eski ,sizsiniz..
Alıp ta gittiniz başınızı, beraberinde de
O canım kar ve buz güzelliklerinizi ..
Ardınızda, boynu bükük insan eskisi beni bırakarak .....!
İnsan eskisi beni bırakarak ..!

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ

Friedrichshafen /Almanya

29/09/2016

13_01


 SÖYLE BANA, SÖYLE, ANNE .....!


Bu kez içinde yalan-dolan ..
Martaval-maval olmamış'lığın da ..
Dahası,
Doğruluğun, dürüstlüğün üryan'lığı ve
Ve, insanlığın erdemli duruşuyla ...
Özcesi,
Azda özle söyle bana, anne ..
Masumiyetin, akpacık köpük güzelliği nerede yitti..
Hangi ellerde, karanlık emeller de ,
Ne zaman
Talanlar da, tarumar edilip, katledilerek kirletildi ..
Fi tarihinden kalma masallara ....
Yağlı kara yalanlara bulamadan söyle, anne
Söyle bana, söyle,anne !

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ

Friedrichshafen /Almanya

30/09/2016

Saat:09_12


 OLMADI, ESFELESİNE ....


Yüz verdikse, astar istemeye kalkma ....
Başımda duman'san, duman'lığını bil ..
Ya, yüksel, semaya ...
Ya'da, dağıl da, burnumun ucunu göreyim ..!
Aksi halde, yiyeceğim ayvayı bu gidişle ....
Bu sırnaşık'lığın la değil, bana kavuşmak ,,
Eser kalmayacak, benden ..
Sonunda, avucunu yalayacaksın ..
Demedi, deme, gel beni dinle ..
Dağıl da git başımdan, efendice !
Sen, sen ol ..
Şansını, zorlama !
Tepemi, attırma hani'ya ..
Kör duman'lığın da, başıma bela'lığın da
Al başını git, benden ırağa ...
İster bir kul başına, istersen kör şeytanına ...
Olmadı, esfelesine ...!
Olmadı, esfelesine ....!

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ

Friedrichshafen / Almanya

30/09/2016

Saat;03_35 

11 Ekim 2021 Pazartesi


 

MÜSTAHAKSIN BUNA!…

Sadece suretinde ve bedeninde kalmışsa, insanlık 
Sıyrılmışsa arın, namusun
Yok olmuşsa onurun, haysiyetin 

Karaktersizlik de
Pula dönmüşlük de metelik etmiyorsan eğer,
Fırıldaklık da baş edilemez halde isen, iyiden iyiye 

Süsün, fiyakan, havan; sütünün ve namusunun önüne geçmişse
Dönmüş sen nişadırsız, kalaysız kaba 

Ne dense azdır, sana
Şikayete hakkın yok, asla
Müstahaksın buna!…

Ölünü-dirini, kavmini kardaşını satmış'san üç-beş kuruşa 
Karakterin olmuşsa, yalama
Yüzüne tükürseler ” -Yarabbi şükür” diyorsan, buna 

Soma’da, Afyon cephanelikte ve nice katliamda telef olan canını 
Meteliğe tenezzül ederek, satılmışlığa razı gelerek,
Yalancı vaatlere eyvallah edip,
Biat ta boyun eğerek satıyorsan devlete, iktidara 
Sarılmış san umut diye, yalancı vaatlerle 

Seni İblisce dinle,
Allah’la kandıranların safsatalarına…

Sırt dönmüş isen insanlığa, bilme ve ilime 
Bebeğin ırzına geçilmesini sindirerek, içine 
Paraya tahvil etmişsen namusunu, ırzını 
Ölüyorsa, Tarikat yurtlarında körpecik çocukların cayır cayır yanarak 
Ve hala onursuzluk da kıvrım kıvrım kıvranıyor'san para-pul uğruna
Yok sayarak azabı, utancı, şerefsizce ihanetleri…

Çıkmışsa piçin, çürümüşse özün , delinmişse götün le-cebin 
Düzül'meyi iş edinmişsen 
Dolap beygirliğin de tufalara ve babalara gelmişsen 
” -Yetmez ama daha da daha ” diye, diye domalarak onlara kıç dönmekte isen
Kandırılanlarca, kandırılmalar da sürüm sürüm sürünmeyi iş saymış san 
Ne demeli???

Sen gibi, arlanmaz-utanmaz deyyusla-lavuğa, özsüz-sözsüz kahpeye 
Hilkat garibesi karaktersiz ucubeye 
Hala ve tüm yüz kızartıcı hallere rağmen,
Arsız ve pişkince gülerek çekiyorsan sinene, (olan-biten her rezilliği)
Kanına giren deyyusa, katile, ırzı kırığa,” -Hayır .” demek yerine 
El-pençe divan duruyorsan,
Fark etmiyorsa, sana giren-çıkan
Hala, insanım diyorsan yuh değil, yuhlar olsun, sana!…

Civanların, kızların katledilirken
Bebelik'de düzülürken, dövülürken susup, kuma gömüyor'san 
O, kopasıca başını;
Uzatıyor'san koyunlar gibi rızayla, kasaba
Hele ki, üstüne üstlük bir de
Aşıksan hala celladına…

Ne dense azdır, sana
Şikayete hakkın yok, asla
Müstahaksın buna!…

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ/İSYANİ

Friedrichshafen /Almanya


 

ŞİİR;

 

Özü ve içerik zenginliği, dimağlara, ruhlara ve ömürlere yer eden gizemi, albenisi ve büyüsüyle, hem yazarını, hemde okuruyla, bir vesileyle duyup, fark ve keşfedenin içindeki << - KAŞİF RUHUNU VE POTANSİYELİYLE,ZENGİN CEVHERİNİ . >> Açığa çıkartarak, ilgili kişiyi ......

Akılla, olağanla, sığlıkla sınırlı kalmayan, hatta ve  hatta düş ötesi denebilecek güzellikler ve zenginlikler coğrafyasında, bitimsiz ve olağanüstü keşfe çıkartır .

Bu yolculuk onun için, '' - O'da, belki (?) '' Katlanılması zor ve çileli, gelin görün ki, beraberinde de başlı, başına tarifsiz zenginlik ve kendini de tanıyıp, keşfetmek dahil, pek çok insanın erişemeyeceği, olağanüstü zenginliğe, hazineye ve mutluluğa eriştirme olanağı ve yolculuğudur ......

Anlayacağınız, İÇİNİZ DE Kİ KAŞİF, NE DENLİ ARZULU, İSTEKLİ VE GÖZÜ PEK, DAHASI ...

İLGİLİ, MERAKLIYSA O, KADAR DERİNLİKLİ VE FANTASTİK SERÜVENE VE KEŞFE KOYULUP, ERİNCE, TEBESSÜME VE HAZZA ERECEKTİR ....

Diğer tüm zenginlik, başkalık, güzellik ve nimetlerinin yanı sıra, bu bile .....

Başlı başına, ŞİİRİN, TILSIMI ve TILSIM'LIĞI, ALBENİSİDİR, ALBENİSİ ......!

ŞİİR; Tutkunun, kaşifliğin, keşfin, cazibenin, merakla-dürtünün, önlenemez gücü, zenginliği, İNSANI, HELE Kİ DE, KAŞİF RUHLU İNSANI, YAKIP-YUTAN DAVETKAR'LIĞI, KIŞKIRTICILIĞI VE DAYANILMAZ ENTERESANLIĞI .....

Karşılığında da, DEME, VECDE VE HAZZA ERİŞTİREN, HARLI ÇOBAN ATEŞİDİR, HARLI ÇOBAN ATEŞİ .....

Hasılı, özcesi ......

ŞİİR ; DEME, VECDE VE HAZZA ERİŞTİREN, HARLI ÇOBAN ATEŞİDİR, HARLI ÇOBAN ATEŞİ .....

 

                                                                                               '' Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ ''  

 

 

ANLAŞILAN O'Kİ ............

 

Anlaşılan o'ki ....

Aşkı, çilede tadan, tattıran ve bilinmezliklerle hatta, acabalarla, ürperticilik,  yetmedi .......

Ürkütücülükle, gizemlerle ve karanlıklarla dolu yaşayanlığınla ........

Değil, benzemeye ........

'' - İnat ve kararlılıkla '' Özenip, öykündüğün, düpedüz o, olup çıkmak istediğin ....

Dünya atlasının, değişik bölge, kültür ülke ve yörelerinde, insanın yaşadığı her coğrafyada  farklı, farklı isimlerle anıldığından adımdan da çok, emin olduğum ......

Kıt-kanaat aklım ve yetersiz bilgi birikimimle, bile bildiğimce .....

<< - İlahe, Tanrıça, Kapris, Dost Küstüren, Çile, Azap, Yol Gözle ten, dahası ...

Bir diğer adıyla da, '' Özlem Çiçeği '' olarak anılıp- bilinen, kendine has ünü, şanı ve tarifsiz albenisi olan ....

Nesli, gittikçe azalan, ender ve zor  yetişen, hele, helede her yerde, her mevsimde bol, bol  açmada, asla ama asla cömert olmayan ...

Bir köklük varlığında, yılda bir kez ve hatta bazı  türleri, minimum iki yılda bir ve oda bir açış dönem, mevsim yada sezonundan, genellikle bir çiçek, çok istisnai hallerde de, en çok üç çiçek açıp ....

Bir, bilemedin en geç, iki gün sonra solan, yeniden açması için çok bekletip, yol gözle'tip ....

<< - Bu adını asla ama asla boşa almamışlığın da ... ! >> Özlem çoğaltan, o müstesna çiçek olup-çıkmaya koyulan lığın da ....

Hatta, düpedüz o, kesilmeye aşinalığın la ........

Sevgiyi, sevdayı ve nihayetinde de kendini .......

Fantastik Antik çağdan, dahası ....

Öteki alem ve medeniyetlerle, sıkça adlandırılan bilinmez KOZMİK PARALEL ALEM- PARALEL DÜNYA'dan PAHA BİÇİLMEZ, MİRAS diye anılıp-adlandırılan, emsali olmayan  ......

Bu bağlamda da, kolay, çabuk ve alala de yolculuklarla erişilip, ulaşılamayan .....

Değil baktıkça, anlatan la, anlatılandan duyuldukça bile ....

Göz kamaştırıp, merak depreştirip, yağlar eriten, beden eskitip, ömür tükettiren .....

Hasbelkader erişilip, görülüp, güzelliği ve zenginliği yaşanılıp, paylaşılamayan HAYAL ÖTESİ ÜLKE VE ŞEHİR olup-çıkanlığınla ......

ÖMÜR TÖRPÜSÜ ve BOYUN BÜKTÜREN  ....

Varla-yok arası denilecek kadar kısa ve ana sığan zaman aralığında, hallerde kıyısından-köşesinden alel-tecel gösterip .....

Sonrasında o ketum hallere bürünmüşlüğün de, bırak, doyurup-kandıracak kadar bol olmayı, bundan  geçtim, ucundan bile azıcık tattırmayan, özlem gidermeyecek kadar eli sıkılıklar da yaklaşan hallerinle, tavrınla ......

Mutluluk sunup, yaşatan'lığın dan, nimetinden de çok .....

Adeta, adı üstünde << - KÜLFET AŞI >> Diye anılan, hatta ....

'' - Külfet aşı, yer başı, alır canı ....! '' Diye, yakıştırma yada tekerleme, taşlama ve hicve dahi konu olan, hallerinle  ...

BAKTIKÇA BIKTIRAN, kasvet kusan, kusturan ve değil sadece ilik, düpedüz  CAN KURUTAN olup, çıktın ......!

Bilesin ve anlayacağın o'ki ......

Granitten ve buzdan heykel soğukluğun, kokmaz-bulaşmaz hallerin ....

İmrendir'menden de çok, azap kaynağı ve bıktıran olup-çıkan lığın da .....

Ama ne acı ve ne yaparsın ki ....

O, klişe deyimle, ta ilk okuldan beri ömrümüze , dilimize ve gündemimize yerleşen ...

<< - ŞEKİL A' DA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ ''  Sözünü, bir kez daha çağrıştırmacasına .....

'' - İNANMAYANIN YADA HER MERAK EDENİN . '' Bana baktığında, kolayca ve rahatça görülüp, anlaşılacağı üzere .....

Gönül, ota da konuyor, boka'da ......!

GÖNÜL, OTA'DA KONUYOR, BOKA'DA ........!

Hallerinde .......

Tıpkı, bana yaşattığın, bende olduğu ve başıma geldiği, yaşadığım gibi .....

BAŞIMA GELDİĞİ, YAŞADIĞIM GİBİ ........

ANLAŞILAN O'Kİ ..........

Her halinle ve halükarda .....

Nimetin den de çok, külfet aşı olup, çıktın .....

NİMETİNDEN DE ÇOK ......

KÜLFET AŞI OLUP, ÇIKTIN ......

Anlaşılan o'ki .....

ANLAŞILAN O'Kİ ..........  

 

 

 

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ

 

 

 

Immenstaad / Almanya

 

 

 

11 / 10 / 2021 - Pazartesi

 

 

 

Saat ; 05_05

10 Ekim 2021 Pazar


 ŞİİR ;

Vicdan denen aynayla, hakkaniyet ve adalet kantarını, doğru, adil, gerektiği gibi, hele, helede GERÇEĞİN,HAYSİYETİN, ONURUN IŞIĞINDA kullanmanın yollarını bulmana kapı aralar ..... LAKİN, NE ADALET DAĞITIR, NEDE ŞİFA ...... Çünkü ; NE HAKİMDİR, NEDE TABİP ....... Onlara yürümen de yoldaşın olur, sen isteyip, izin verdikçe ...... Dahası, bilinçle, sağ duyuyla, yürek sesini dinlemeyi becererek, farkındalıkla, hayatı sorgulayan lığı yeğler sen .... Ötesi mi ? Ötesi, Şiirin değil, senin işin ve görevin, dahası olmazsa, olmaz ötelenemez, yadsınamaz sorumluluğun dur, sorumluluğun ..... << - Şiir gibi dünya ve hayat, diyenlerden'sen, dileyenlerden'sen . >> ŞİİRLE YOLDAŞLIĞI KAVİLEŞTİREN OLMAYA ÖZEN, BU YARARINA VE KARINA OLUR ...... GENELDE SANAT, ÖZELDE DE ŞİİR, yüreğe şifa, akla sığınak, sağ duyuya konak .... Gönüllere, ışık .... Cümle ömürlere, İSTİSNASIZ CAN SUYUDUR, CAN SUYU ........! '' Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ '' DÜŞMEYE GÖR, SEVDA DENEN ÇETREFİLLİ DERTLERE .... VERDİRİR BAĞRINI, YÜZÜNÜ, DÖNDÜRÜR YÖNÜNÜ YELLERE .... ADINI ÇIKARTIR, DİVANE İLE, DELİYE ..... '' - KESİLİRSİN .... KAH, SEYYAH ..... KAH, PERVANE .... TÜKETİRSİN ÖMRÜNÜ, DÖNE, DÖNE ...... TÜKETİRSİN ÖMRÜNÜ, DÖNE, DÖNE ...... GÖRÜRSÜN GERÇEĞİNİ, HAYATIN ve GERÇEĞİN AYNASINDA .....! '' Düşmeye gör, sevda denen, gayya kuyusundan da derin ve karanlık, beter, üstelikte, çetrefilli dertlere ...... Adını çıkartır, divaneye, deliye ...... Döndürür, Pervaneye, rüzgar gülüne, olmadı, Topaca .... Efkar sardıkça, her yanından bedeninle, gönlünü ..... Diz çöktürür önünde, gösterir, dünyanın kaç bucak olduğunu,verdirir bağrını, döndürür, yüzünü, yönünü, yellere ...... Sığdırmaz seni, ne göklere, ne yerlere ...... Çevirir çarkı feleğinde, döker kalıptan, kalıba, sokar halden, hale, şekilden, şekle ...... Kah, çeker dara, sallandırır, mutsuzluğun darağacında .... Çürütür ömrünü, umutsuzluğun örümcek ağında ...... Kah, bandırır seni, sevginin, aşkın, hazzın mey'ine-şerbetine ..... Kah, daldırır buhranın, hüznün ummanına .... Yutar, bunalımların girdabında, karıştırır, geceni-gündüzüne, akını-karana ..... '' - Yetmedi ... '' Dersen ...... Der, sana .... << - Çilelerden, çile, ezalar dan, cefalar dan, çeşit, çeşit, eza- cefa ..... Göçlerden, göç beğen ....! '' Esince kafası, atınca asfalyaları, tutar, kulağından, kolundan- kanadından, atar kurtlar sofrasına ........ ATAR, KURTLAR SOFRASINA ........! Ham'lığının gitmecesine, yakar, pişirir, erdirir seni, kor alevlerin ortasında kalmaca'sına, muradına ... Sen ..... '' - Azım'sar, yetmedi, daha ver ....! '' Dedikçe ... Havale etmişliği ile seni, kaderine, kahpe feleği ile, meleğine ......... Kırk satırla, kırk katır arasındaki hallerde ....... Hallerden, hallere koyar- şekilden, burnunun olmadığı deliğe yere, gövdeni sokar ..... Susuz-soluksuz koyup, nedamet getirmecesine, tavla, tavla Şahbaz atlardan indirip, kuyruğu, güdük, palansız, dahası nal'sız eşeğe bindirip, sürüm, sürüm süründürmecesine ... Külünü, göğe savurur, kah, Fizan'a, kah kutuplara, oralarda kesmezse, Kaf dağının ardına ....... Oralarda kesmezse, Kaf dağının ardına hatta, hatta esfelesine bile, yollar ...... ESFELESİNE BİLE, YOLLAR .......! Nasibin de varsa, kerevetine, mürüvvetine ermeler .... Mutluluk denen baldan bir parmak sürerek ağzına, diline, girer kanına, kandırıp, iyiden, iyiye avucuna almışlığın da ... Oynatır seni hem dandinin de, hem de, parmağında .... OYNATIR SENİ ..... HEM DANDİNİN DE, HEM DE PARMAĞINDA .... OLMADI, TUTMADI MIYDI GÖZÜ, SARMADI MIYDI HUYUN-SUYUN ....... Suya götürüp, susuz getirir, yalatır avucunu, verir, alasından dersini, sana ... VERİR, ALASINDAN DERSİNİ, SANA ....! Hasılı ..... Yaşatır sana, pişmiş tavuğun başına gelmeyenlerin, başına gelmecesine, kısmet mi sayarsın, eziyet mi ? Orasını bilse, bilse, kendinin bilmişliğinde .... An gelir, bin pişman eder dünyaya geldiğine .... An gelir, kendini Muhteşem Süleyman sanıp, sayarak ..... Albenili, şaşalı hayatın debdebesinde, geçirir seni, kendinden ..... Zevk sarhoşluğunda, döndürür başını, kamaştırır, gözlerini, keser ayağını, yerden ... Kanatsız Melekle, Kelebek olmalara öykünür, tez alırsın, boyunun ölçüsünü ..... Böyleliğin de, hele birde, olursan nefsinin kölesi, dağları-taşları, dünyaları, alemleri yaratan ilah sanır sın, İlahtan da Ulu görürsün, kendini .....! Kibrin ve mağmurlanma atına tez biner, tez inersin ..... Dev aynalarına sığmayan, görünüp-bulunmayan yitik cüce olur-çıkarsın, YİTİK CÜCE .....! Anlayamadan daha neler olduğunu, ya burnunun yada kıçının üstüne düşersin ....! Hal görüp, hallerine şükretmeyi de ....... KİBRİN KÜHEYLANI olup, ŞAHA KALKIP, ÜSKÜDAR'I ELDEN ÖNCE GEÇMEYİ DE, tez öğrenip, becerir, hünerlerini sergilersin ......! Yolların ve hallerin çokluğunda, ömrün kıtlığında, tüketirsin zamanı, iki kapılı han denen şu SİDİKLİ DÜNYADAKİ konukluğun la, kiracılığın da .... Sürer böylelikle, senin, ömür denen, devri alem .... Senin, ömür denen, DEVRİ ALEM .....! Hasılı, verince seni yellere, görürsün Hanya yı, Konya'yı, hele ki de akıbetini ....... Dönmüşlüğün de, rüzgar gülüne ...... Kesilirsin .... Kah, seyyah ........ Kah, pervane ..... Nicelerine göre, << - Kıtlığında, aklının >> ..... Kah, gerçekten olursun, kah, sayılırsın, Divane, Deli ..... Tüketirsin, ömrünü, döne, döne ..... KESİLİRSİN .... KAH, SEYYAH ..... KAH, PERVANE .... TÜKETİRSİN ÖMRÜNÜ, DÖNE, DÖNE ...... Görürsün gerçeğini, hayatın ve gerçeğin aynasında ..... GÖRÜRSÜN GERÇEĞİNİ, HAYATIN ve GERÇEĞİN AYNASINDA .....! Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ Immenstaad / Almanya 10 / 10 / 2021 - Pazar Saat ; 18_00


 


ŞİİR; 

İnsanın kendisiyle yüzleşip, hesaplaşmasına ışık tutar, yol açar .. 

                                                 '' Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ ''



İÇİMDEKİ, MAPUSHANE  ............



Derler ki ;

'' - Kişi, mapushane'sini içinde bina edendir ...! ''

Ömrümün tıfıl ve delikanlı çağında hatta başımda kavak yellerinin estiği o delişmen ve kaygısız yıllarında .....

Şimdi şu an, yılların birikimi ve deneyimiyle, hayat bana anlattı, kavrattı ve aklıma, ömrüme kazımacasına öğretti .....

Özünü, anlamını, derinliğini, değerini layığınca kavradığım, bu nadide saptama ve ilham ışığı söz .....

Adeta, o yıllarda saçlarımı öpüp-okşayıp, yalayarak içinden geçip giden yel misali ....

Yaşadıklarım, kulağımın birisinden <<  - Vızzz  >> Diye girip, ötekisinden << - Tırıs  >> diye çıkan bu çok manidar güzel sözün, ne denli doğruluğunu gösterdi ....

Bana, pastırma yazının son örneklerinden biri olan, güzel bir güz öğleden sonrasının sıradanlığında,

dönenip durarak ......

Hayatın doğal akışı gereği, ihtiyaçlarım karşılamanın gereğini yapma adına, zorunlulukla önünden geçtiğim İZBE DUVARI ......

Pastırma yazı havasının kaynağı olan, iç ısıtıp, yürek ferahlatan güneş ışıklarının, son kaldı cömertliğinde, eşantiyondan verdiği armağan olarak ..... 

Sol yanımdaki  küçük pencere demirleri arasından süzülüp, geçerek bedenimi olduğu gibi vurduğu izbe duvarını öpmesiyle peydahlanan gölgelere bakınca .......

Şaşkınlık ve hayranlıkla gördüm ki ......

Işıkla, pencere demirlerinin gölgelerinin el birliğiyle kotardıkları, ahenkli işbirliğine mekanlık ve sahnelik yapan duvardaki gölgede .....

Oracığa , el çabukluğu marifet hallerinde, hemence adeta bire bir uygunlukla, hünerle çizili vermiş, cezaevi koğuş kapısı ve pencere görüntüsünü çağrıştıran tabloya  ....

Daha bir özenle, pür dikkat bakınca,  fark ettim ki ........

Duvardaki siluet gölgem o, demirlerin ardında kalarak ......

Koğuşta bir başına kalan bir mahkumun halini, manzarasını yansıtıyordu,

Sanki, bana bir gerçeği doğrulayıp, ders ve ilhamlar verip, olur-olmazı düşündürmecesine ..!

Tutuldu nutkum, kesildi soluğum, duvardaki gölgede gördüğüm halime, bakarken, geldi-geçti aklımdan ......

Özgürlüğe, güneşe ve mavi gök yüzüne dahası  ........

Daha nice olgulara ve değerlere özlem büyüten, zor hayatlı nice canlar, heleki özgürlüğe tutsaklıkta canlarını yitiren, özgürlük savaşçısı nice onurlu ömürler ......

İçimdeki MAPUSHANE, düşü vermişti duvara, çağrıştırdıkları ve akıyla-karasıyla beraber .......

Duvarın, ışığın, gölgenin üçlü dayanışmada el-ele verip, düşüncenin yaşanılabilir'liğini, doğruluğunu ve dahası gerçekliğini ......

Hele, hele de insana ve hayata dairliğini olanca cömertliği ve beklenmedik sürpriziyle, bana .....!

Duvara, huzme, huzme düşen ışıkların var ettiği gölgede kala kalmıştım, gerçeğin duvardaki beyanı anlamına gelen gölgelerin mucizevi oluşumu ve raksı arasında ......

Her insanın iç dünyasında inşa ettiği,edebileceği mapushane'nin duvara yansıyan ışıkla-gölgenin omuz ve el vermişliğin de şekillenip, ortaya çıkmışlığın da, apansız peydahlanışının ardı sıra  yoka karışıp, yitse de, bana, ışık ve rehber olan haliyle .......!

İÇİMDEKİ MAPUSHANE NİN, duvara, ışık, ışık, gölge, gölge yansıyarak, canlanmış'lığın da  ......

Hayret,hayret, efkar, efkar, şaşkınlık, şaşkınlık, bodoslama daldım, kendi içime, yürüdüm, kendime ......

Doğrulanan düşünce ve sözlerin, içime daha da bir işleyip, bana gerçeği ışık ve gölge cömertliğinde, ayan-beyan sunmuşluğun da .....

Vurmuştu, içimdeki mapushane, gölge, gölge çoğalıp, şekillenmişliğin de, duvara ...

Bina oldu duvarda, içimdeki mapushane .....

Mapushane içinde, gölge, gölge siluetlerle şekillenen, ben ....

Kelamın doğruluğunu, görüp-yaşayarak öğrenmişliğim de ...

Bu sözün hakikatıyla, hikmetine ererken ......

İdrak edip, anladım ki .....

<< - KİŞİ, İÇİNDEKİ MAPUSHANE'SİNİ, KENDİ İNŞA EDENDİR, KENDİ İNŞA EDEN .....! >>

Hallerimin böyleliğin de, sözcükler döküldü, yüreğimden, dilime, dudaklarıma, hasılı, kalemime ......

Boy, boy ışıkla-gölgenin raksında, şekillendi duvarda ....

İÇİMDE BİNA ETTİĞİM, MAPUSHANE ......

İÇİMDEKİ, MAPUSHANE ......! 




Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ  




Immenstaad / Almanya 




09 / 10 / 2021 - Cumartesi 




Saat ; 15_00

Başlık

html

Facebook    X    WhatsApp

ÇIĞLIK, ÇIĞLIĞA ....! Sensizlik uzadıkça .. Söndükçe, umudun ışıkları bir, bir .. Kararıp kaldıkça ruhum, naçarlığın pençesinde Sinsi bir s...