TIPKI, ŞEYTAN GİBİ ....!
31 Aralık 2016 Cumartesi
30 Aralık 2016 Cuma
MÜMKÜN DEĞİL ....!
Karışmışsa gecen, gündüzüne ...
Kaymışsa şakülün ..!
Korku, kanın damardaki dolaşması gibi ...
İşleyerek bedeninin en derinlerine, dolaşıyorsa ...
Söz dinlemezliklerde, olanca pervasızlığıyla ...
Avuçların terliyor, soğuk terler süzülüyorsa,alnından gözlerine ...
Ve, koltuk altlarından dalına-beline ...
Dudakların kuruyor, nefesin kesiliyorsa ...
Göz bebeklerin bir irerip, bir küçülüyorsa ..
İçindeki fırtına yeniden ve bir daha, bir daha patlıyorsa
Şuurun karışık,aklın şirazeden çıkmış hallerdeyse ..
Sağ duyudan eser kalmamış ..
Tüm değerlerin alıp başını giderek ..
Terk etmişse bedenini ...
Üst, üste dizdiğin taşlar daha elini çekmenle yıkılıyorsa ..
Aklının arka sokaklarında çoğalan Rap..! Rap ..! sesleri tüm uzuvlarını ..
İşgal ve talanlar da esir alıp,tarumara koyuluyor ise ..
Mezarlıktan gece geçenler gibi ..
Asılsız-astarsız titremelerle ıslık çalmalara koyuluyorsan ..
Ardın sıra tin tin etmelerde gölgeler,karaltılar ..
Bir uzuyor, bir kısalıyor ve aklındaki ağaç dallarına konan kargalar ..
Arsız,arsız senfonileriyle beyninde çığlıklar çoğaltıyorsa ...
Öfkeye karışan, vesveselere kapılmışlıkla ..
Dişin bokunu kesmiyorsa ..
Sap yiyip-saman sıçmalara koyulmuşluğunda ..
Tutarsızlığın zırvalarında saçmaladıkça zıvanadan çıkıyorsan ...
İki arada, bir derede kalmışlıkla ...
Kah,tükürdüğünü yalıyor ..
Kah tövbelerini,kah sözlerini bozmalara koyuluyorsan
Aşk ateşinde yanmıyorsan, yaman çelişkilerle ..
Ölüm görünmezliğin pelerinleriyle ...
Sıklıkla arz-ı endam ederek ....
Umulmadık an ve hallerde, ortaya çıkıyorsa,
Olur olmazlıklarda arsız, arsız....
İki yakan bir araya gelmiyorsa ..
Çıkamıyorsan işin içinden, hükmedemiyorsan iradene, hayata ...
Bir koyup üç alma hesaplarının tutmamışlığında ..
Kala, kala elinde avucunda hep üçün biri kalıyorsa..
Bit yenikleri yerini kapanlara, kışkırtmalara ve evhamlara bırakmışsa çoktandır ...
Ömrün ve bedenin gelenin-gidenin ..
Girenin-çıkanın bilinmez ve kontrol edilemezliğinde ..
Eskişehir tren istasyonuna dönmüşse ...
Ayaklarına dur dediğinde,kendini olmadık yerlerde bulur hale gelmişsen ..
Bil ki,sakızı boka düşürmüşsündür .....
Gel, sen,sen ol ...
Böyleliğinde ..
Açken alışverişe çıkma ...
Yitirme elinde-avucunda kalanları ..
Hayatın ruletinde hep kaybetmeye tutukluysan birde üstelik ...
Kaçırmışsan epeydir ipin ucunu, kopmuşsa fren telin ..
Sıyırmışsan balataları çoktandır ...
Sen stresin gayya kuyusunda aklını ve kakanı kaçırmışlığınla ..
Donkişot'a yoldaşlıklarda seferler düzenlersin,seferler yel değirmenlerine..
Ömrünü ve aklını işgal eden fitne fesatların kör düğümlüğünde ..
Dönmüşsen Gordionun kör düğümüne ..
Para etmez sana ne Mazhar Osman, nede kadı-kaymakam ..
Kalabalıklarda yalnızlığın azabı ..
İçsel yalnızlıkların ekşimikli, küflü tortusuna dönmüşse ...
Sen, kendi sürgününde yitmişsen, sende ...
Deve kuşuluklarda kafan kumda, götün havadaysa...
Bilki ayazdasındadır, ayazda ..!
Halin iç güveysinden de beterdir demek ki ..!
Senin durumunda ..
Durumun ....
Ölülere kat,kat ağla halleridir, senin ....
İflah olmaz müptelalıklarda ...
Korkuların nafileliklerinde düşmüşsün kubura, hallerinin böyleliğinde ..
Para etmez, ne yapsak, sana ..
Görünmez dertlerin pençesinde sen, sende yiteli ..
Girmenin ve düşmenin sudan ucuzluğunda ...
Düşmüşsen çoktan sirke sinekleri misali keder küplerinin derinine
Mümkün değil seni, senden çekip çıkartmak ...!
Mümkün değil seni, senden çekip çıkartmak ...!
Kaymışsa şakülün ..!
Korku, kanın damardaki dolaşması gibi ...
İşleyerek bedeninin en derinlerine, dolaşıyorsa ...
Söz dinlemezliklerde, olanca pervasızlığıyla ...
Avuçların terliyor, soğuk terler süzülüyorsa,alnından gözlerine ...
Ve, koltuk altlarından dalına-beline ...
Dudakların kuruyor, nefesin kesiliyorsa ...
Göz bebeklerin bir irerip, bir küçülüyorsa ..
İçindeki fırtına yeniden ve bir daha, bir daha patlıyorsa
Şuurun karışık,aklın şirazeden çıkmış hallerdeyse ..
Sağ duyudan eser kalmamış ..
Tüm değerlerin alıp başını giderek ..
Terk etmişse bedenini ...
Üst, üste dizdiğin taşlar daha elini çekmenle yıkılıyorsa ..
Aklının arka sokaklarında çoğalan Rap..! Rap ..! sesleri tüm uzuvlarını ..
İşgal ve talanlar da esir alıp,tarumara koyuluyor ise ..
Mezarlıktan gece geçenler gibi ..
Asılsız-astarsız titremelerle ıslık çalmalara koyuluyorsan ..
Ardın sıra tin tin etmelerde gölgeler,karaltılar ..
Bir uzuyor, bir kısalıyor ve aklındaki ağaç dallarına konan kargalar ..
Arsız,arsız senfonileriyle beyninde çığlıklar çoğaltıyorsa ...
Öfkeye karışan, vesveselere kapılmışlıkla ..
Dişin bokunu kesmiyorsa ..
Sap yiyip-saman sıçmalara koyulmuşluğunda ..
Tutarsızlığın zırvalarında saçmaladıkça zıvanadan çıkıyorsan ...
İki arada, bir derede kalmışlıkla ...
Kah,tükürdüğünü yalıyor ..
Kah tövbelerini,kah sözlerini bozmalara koyuluyorsan
Aşk ateşinde yanmıyorsan, yaman çelişkilerle ..
Ölüm görünmezliğin pelerinleriyle ...
Sıklıkla arz-ı endam ederek ....
Umulmadık an ve hallerde, ortaya çıkıyorsa,
Olur olmazlıklarda arsız, arsız....
İki yakan bir araya gelmiyorsa ..
Çıkamıyorsan işin içinden, hükmedemiyorsan iradene, hayata ...
Bir koyup üç alma hesaplarının tutmamışlığında ..
Kala, kala elinde avucunda hep üçün biri kalıyorsa..
Bit yenikleri yerini kapanlara, kışkırtmalara ve evhamlara bırakmışsa çoktandır ...
Ömrün ve bedenin gelenin-gidenin ..
Girenin-çıkanın bilinmez ve kontrol edilemezliğinde ..
Eskişehir tren istasyonuna dönmüşse ...
Ayaklarına dur dediğinde,kendini olmadık yerlerde bulur hale gelmişsen ..
Bil ki,sakızı boka düşürmüşsündür .....
Gel, sen,sen ol ...
Böyleliğinde ..
Açken alışverişe çıkma ...
Yitirme elinde-avucunda kalanları ..
Hayatın ruletinde hep kaybetmeye tutukluysan birde üstelik ...
Kaçırmışsan epeydir ipin ucunu, kopmuşsa fren telin ..
Sıyırmışsan balataları çoktandır ...
Sen stresin gayya kuyusunda aklını ve kakanı kaçırmışlığınla ..
Donkişot'a yoldaşlıklarda seferler düzenlersin,seferler yel değirmenlerine..
Ömrünü ve aklını işgal eden fitne fesatların kör düğümlüğünde ..
Dönmüşsen Gordionun kör düğümüne ..
Para etmez sana ne Mazhar Osman, nede kadı-kaymakam ..
Kalabalıklarda yalnızlığın azabı ..
İçsel yalnızlıkların ekşimikli, küflü tortusuna dönmüşse ...
Sen, kendi sürgününde yitmişsen, sende ...
Deve kuşuluklarda kafan kumda, götün havadaysa...
Bilki ayazdasındadır, ayazda ..!
Halin iç güveysinden de beterdir demek ki ..!
Senin durumunda ..
Durumun ....
Ölülere kat,kat ağla halleridir, senin ....
İflah olmaz müptelalıklarda ...
Korkuların nafileliklerinde düşmüşsün kubura, hallerinin böyleliğinde ..
Para etmez, ne yapsak, sana ..
Görünmez dertlerin pençesinde sen, sende yiteli ..
Girmenin ve düşmenin sudan ucuzluğunda ...
Düşmüşsen çoktan sirke sinekleri misali keder küplerinin derinine
Mümkün değil seni, senden çekip çıkartmak ...!
Mümkün değil seni, senden çekip çıkartmak ...!
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ/İSYANİ
Friedrichshafen / Almanya
29/12/2016
Saat ; 15_15
29 Aralık 2016 Perşembe
MEÇHULLERDE YİTEN 'SİN ....!
Olanlara, denenlere, yaşananlara ...
Kah, up uzun bir ömre ...
Kah,göz açıp kapamacasına kısa mı kısa ana sığan ...
Yarı gerçek, yarı korku, yarı düşselliklere ..
Savrulduğun alaca karanlık kuşağı olaylar ...
Görünmez bir elce sürülüp-itildiğin, yada çekilip, atıldığın ..
Ateşten gömlek hallere ....
Ömrünün,hayatın yangınına sürülüp savrulmuşluğunda .....
Evdeki hesabın, çarşıya uymamışlığında ....
Başına gelenlerin ..
Pişmiş tavuğun başına gelmemişliğinde ..
Hayat kasırgasının seni, amansızca kaoslara atmışlığında ..
Sıfırı tüketivermişliğinde, birden bire ...
Kala kalırsın çözmelere koyulduğun, kör düğümlerle .
Naçarlıklarda, elinin-kolunun bağlanmışlığında ...
Kah konar'sın musalla taşına ..
Kah teneşir tahtasını öper tenin-bedenin ....
Apansız ve zamansız ölümlerin seni bulmuşluğunda ..
Fail-i meçhullüğün meşum, karanlık soğukluğunda ...
Kah yanarsın kor alevlerde, kül olmacasına ....
Tüm bu olaylar ve hengameler ortasında ...
Sürülüp-savrulurken oradan, oraya, acıdan, acıya ..
Beladan, belaya, kahır ve azaptan,zulümden, zulme .
İçinden yükselen sese kulak vermişliğinle ....
Mavallara, masallara, palavralara inanmıyor ...
Gözü karalıklarda, dur-durak bilmeden atılıyorsan kavgadan, kavgaya ...
Çevrendeki çetrefillikleri, kaldırmıyorsa yüreğin ...
Hele ki, sinmiyorsa içine ..
Bastıramıyorsan vicdanının o, aykırı sesini ...
Malumun ilanı tezgahlara, sırtını dönmüşsen ..
Soyunmuyorsan, iki yüzlülüklere ve riyaya ...
Diş sızıları, kasılmalar ve sebepli-sebepsiz öfke fırtınaları kaplıyorsa ...
Günlerini, ruhunu, ömrünü, bedenini ...
Kısır döngüler de dönüp-dolaşıp, aklarla, karaların ...
Ruhsal gel- gitlerin, kaosların çarmıhında asılıp kalıyorsa, ruhun ...!
Ömrünce, tüm yaşadıklarında ...
Eğrilerin, doğruları ....
Çirkinliklerin, güzellikleri ....
Karaların, akları ...
Şirretin, şeytanlığın, düzenbazlığın masumiyeti,
Sevgisizlik ve nefretin insanı ve güzellikleri yutmuşluğunda ..
Seni, soluksuz koymacasına ...
Dayanılmaz sancılar da kıvrandırmacasına ...
Gerçekler, dayanılmaz acılar ve onulmaz yaralarda kıvrandırarak
Tükenen nefes, ağır yumruk, çoğalan yitmişlik duygusu ve korku olup ..
Oturuyorsa ümüğüne, hayatın dayattığı onca azaplar .
Art, arda yağıyorsa üstüne ...
Kasvet, bela, umutsuzluk, mutsuzluk ve azaplar ....
Ne yapsan, ne etsen de ...
Nafilelik ve naçarlıklarda, hep sen kalıyorsan ....
Kahırların gayya kuyusunda ..!
Körü, körüne nafile çabalarda ..
Heyelanlar, senin ömür ülkende, volkanlar bedeninde, infilaklar ruhunda oluyorsa ..
Hayat coğrafyanda ufuklar, hep kara bulutlarla kör karanlıksa ...
Göz, gözü görmeyen hallerde ..
El yordamıyla bile kendini çekip, çıkaramadığın ...
Ne yapsan, ne etsen de, kurtulamadığın kabuslarda yutuluyor'san ....
Canhıraş çabalarındaki o, son hamlelerinde bile ..
Dermansızlıklar, serçe parmağını bile oynatamamacasına ...
Esir alıyorsa, tümüyle bedenini, ruhunu ...
Tebessümlerin son kırıntıları da yitiyor ...
Hüzün çiçekleri olup açıyorsa, arsız ve amansızca ....
Donup kalıyorsa,dudağında, yüzünde ....
Arsız, arsız ve iç üşüten soğuklukla !
Eğer, keder çizgi, çizgi derinliklerle işlemişse göz bebeklerine ve ömrüne ..
Gözlerinin açık gitmişliğinde ...
Göz kapaklarının ardına sinmiş se usançların, özlemlerin ..
Ölü balık gözü misali ...
Ölüm o, soğuk busesini, kondururken acımasızca ...
Bil ki ...
Yitenlerle, kalanların .....
Yol ayırımında çaresiz ve acınası şaşkınlıkla ..
Hatta kim bilir ?
Belki de o, hiç yüzleşemediğin korkularınla ..
Karabasanların ortasında, kala kalırsın ....
Gerçeğin, iç titreten, kan donduran üryanlığıyla ....!
Elinde-avucunda kala kalan ...
Solmuş çiçek demetlerinin, renk atmış'lığında ..
Teslim olu vermişsindir ..
Farkında olmadığın o, sona yuvarlanmanın naçarlığına ..
Kim bilir ..
Belki de, son bir gayret ve hamleyle ..
Parmaklarının mecasizliklerde yiten, titrek dansıyla ...!
Kesif bir sidik kokusunun, havaya yayıldığını bile fark edememişliğinle !
Henüz bedenin sıcaklığını yitirmemişliğinde ..
Ölümü içerken en canlı haliyle ...
Kirpik uçların, ölüme yenik düşmüşlüğü henüz yenice tatmışken ....
Hayata dair son kırıntılar, dans ederken donuk gözlerinde ...
Dünden ve anılardan izler taşıyan, eskimiş fotoğraflar gibi ...
Sana hep dünü yaşatıp,hatırlatmışlığıyla
En acımasız ve vurdumduymazlıkla dayar sana dünü
Gözlerine ve ölümü içen bedenine adeta kanırta kanırta kazımaya koyularak
Kim bilir ..
Belki de ....
Ölüm, bilinmezliği barındırmışlığında ....
Katlanılır ve gizemlidir canlılar için ..
Zira, hiç bir ölümlü, şu ana dek ..
Ölüme ve kendine dair o, anki yaşanmışlığı ve tattıklarını anlatamadı ..
İşte bu mahrumiyet ve mahremiyettir, ölümün en esrarlı yanı ..
Şu ana dek, sıyıramadı kimseler ...
Ölümün, bu esrarlı, muammalar şalını !
Böyleliğinde, ölüm denen ahtapotun kolları ..
Sarıp-sarmaladı, seni de ..!
Tıpkı, diğerlerine yaptığı gibi ...
Sana da hatırlatsa bile, sende fark etmedin, bilmedin .
Dahası da, dillendiremedin sende o anda, yaşadıklarını ..
Ve, ölüme dair gerçeği, üryan'lığın içtenliği ve dobralığıyla ..
Sen de katıldın o, bilmeyenler kervanına ..
Ölümün .....
Seni, '' - Çanların, senin için son kez çalmışlığında..! '' , yutmuşluğunda ..
Sessiz vedalarda, yuvarlanıp gidi verdin ....
Ölüm ülkesinin o, gizemli coğrafyasına !
Bilinmesine, bilinmezliğinde ..
Varsayımların ve yanıtsız soruların havada uçuşmuşluğunda ..
Seni, dünün hengamesine ...
Kötülük ve bilinmezliklerin orta yerine ...
Kor, kor alevlerin, en dayanılmaz, en kızgın haline sürmüşlüğünde ...
İçiyorsa ayakların, ateşin dayanılmaz azabını ve acısını ..
Dermanını kesip, mecalini ve nafile çabalarını tüketmecesine ...
Yanıtsız sorulara takılı kalan merakının, içinde ukde olup ..
Seninle bilinmezlik ve yanıtsızlıkla ölüm alemine gitmişliğinde ..
Bil ki ...
Hayat değildir, sana oyun oynayan ..
Tercihlerin, kararsızlıkların, kararların ..
Yanılgıların ve bilinmezliklerle dürtülerindir ...!
Dahası, çizip-yazan ellerin bilinmediği ...
O, uzunlu-kısalı, itilaflı ....
Şüpheler ve muhtemellikler deryası ömür öykün ve hayat çizgindeki
Muammalarla kaplanan yolcuğun ve duruşun'dur ..
Arkandan denecek muhtemel kelamla ....
Şu fısıltılar çalınacaktır, kulağına ....
Bunu hiç mi hiç duyamasanda ...!
Hayatın bağrında,evrene ve yoklarla -varların dansında, ardın sıra ...
'' - Senin, sana yaptıklarınla ...
Kendine yaşattığın acıların kaynağı da, kurbanı da, sensin !
Yitik bir ömür öyküsünün, meçhullüklerle belenen kahramanı, sensin ....!
Böyleliğinde ....
Sıkça ve çokça ...
Üzülüp, kahrolan, an gelip neşe yelleriyle savrulsanda
İpi kopmuş uçurtmaya benzeyen halinde ...
Yoğunlukla belirsizliklerde savrulup ...
Yüreği dağlanıp, ruhu yaralanan ...
Yenileceğini bildiğin bir savaşın ...!
Muzaffer, lakin yitik kahramanı sın .
Tattığında ölümü, bunu hiç bilemeyen olursun, her zaman ...!
Bunu, hiç bilmeyen olursun, her zaman ...! ''
Gök yüzünde kayan yıldızlar misali ..
Varla, yok arasında, meçhullerde yiten'sin ...!
Meçhullerde yiten'sin ...!
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ/İSYANİ
Friedrichshafen/Almanya
29/12/2016
Saat; 00_53
28 Aralık 2016 Çarşamba
GERİYE, RENGARENK ÖYKÜLER KALIR ...
Sırtından hançerlenen bedenlerin, ömürlerin, ruhların kentindeyim ...
Her köşesinden, yitik ömür öyküleri ..
Öykülere kurban hayatların ....
Kente ve sokaklara sinen, ağır mı ağır .......
Şehir efsanelerinde dillenen renk, renk hüzünlerin ...
Demet, demet savruluşlarını gördüm ...!
Dünden miras melankolilerin, dramların şarkı, şarkı dillenişini duydum ..
Tınılarında, benden ve ömür öyküm den izler ...
Ruhumda, o şarkılardan nağmeler var ...
Kentin ve zamanın dillenişinde, an gelip ..
Feryat-figan isyanlar ..
An gelip, şükür, pişmanlık, keşkeler ve tövbeler saçıldı, ulu-orta ...!
Caddelerinden, sokaklarından, bina duvarlarından akan kahırlar ...
Anason kokularına belenmiş, sarhoş hayatlara ve ömürlere ...
Kederler, mutsuzluklar ve gamlar sunmuştur, gamlar .
Kent, zaman, insanlar ve yaşananlar kentin siluetinde ...
Kah gölgeler, karanlıklar, karaltılar olur, dansa koyulurlar ...
Bir kentin geçmişi, geleceğinin renklerini ve öyküsünü var eder ...
Kent, efsaneleriyle anılır ..
Ömürler gelip-geçse de, geriye rengarenk öyküler kalır ...
Geriye rengarenk öyküler kalır ..!
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Friedrichshafen / Almanya
28/12/2016
Saat ; 14_2627 Aralık 2016 Salı
ASLINDA ....!
Akıl tutulmalarında, sağ duyusuzluğun pençesinde kıvranırsın ...
Sorgulamadan yana almamışsan nasibini, hayatta ...
Hayat denilen bu kavgada ...
Hem burnunun ucunu, hem ormanı, hem ağacı, hemde ufku ...
Dahası, duvarların ve perdenin ardında olan-biteni görmeyi bilip-beceremezsen ..
Kurtulmaz, başın beladan ....
Suçu kargaya yükleyen, insan denen aciz güruh ..
''Kılavuzun kargaysa, burnun boktan kurtulmaz'' deme ukalalığıyla ..
İnsanın, insana attığı kazığın, yaptığı ihanet ve kötülüğün suçunu ..
Atar namertçe, gariban hayvanlara ..
Oysa ki, insanın kendine ve soyuna ....
Hemcinslerine yaptığı kötülüğün binde birini ..
Yapmaz, hayvan, hayvana, dağ, dağa, taş, taşa .....
Emek-ekmek, alın teri ve sermayenin sömürü kavgasında ...
Ezenlerin, ezilenlere kanlı zulüm ve renkli entrikaları değil midir utanç veren ?
Cehalet, ilbiz karanlıkta boy atan yobazlık, zulüm ..
Sözüm ona insanca, insana reva görülmemiş midir ?
Hep; '' - Uyanığı severim, benden uyanık değilse '' diyerek ..
Nesilden, nesile taşınmamış mıdır çürümenin virüsü ?
Asalaklık ve kara kazançlarda kıyılmamış mıdır ?
Emeğe, alın terine, göz nuruna ?
Yine, sözde insan geçinen mahluklarca ...
İnsandır, insanın ve insanlığın köküne kibrit suyu döküp, nesline kıyan ...
İlhak, iltihak, sömürü ve hegemonya savaşında ..
Kıyılmamış mıdır mazlum, masum günahsız sabilere ?
Dalda sız-dulda sız insanların yarınları, talan edilmemiş midir ?
Canavar ruhlu ,vampirlere taş çıkartan hilkat garibelerince ...
Ne zaman ki, akı, karadan ...
İyi yi, kötüden ..
Emek ile sermayenin savaşında emekten yana olmaktan geri durmuş ..
Dahası ....
Kendine, sınıf bilincine, onura, insana, hayata, evrene ...
Emeğe, ekmeğe ve alın terine ihanete yeltenmişse, insan ..
Evren kana bulanmamış ..
Kardeş kavgasında, açmadık goncalara ..
Doğmamış sabi-sübyanlara kıyılmamış mıdır ?
Ondandır ki ...
Ateş bacayı sarmadan ..
İş, işten geçmeden, kaçırmadan olanakları ...
Bilgiyle, bilinçle, sağ duyu ve onurla sorgula, hayatı ..
Taş,taş üstündeyken yıkma dünyayı, insanın ve insanlığın başına ..
Kendi ayağına ve nesline, kurşun sıkma ..
Durdur, çomak sok ...
Kanlı düzenin dişlilerine ...
Namus, emek, ekmek ve onurdan yana tavrın ve kararlılığınla ..
Geçmeden Bor'un Pazarı, Sürmeden eşeğini Niğde'ye ...
Onur ve sağ duyunla siper et gövdeni ..
Durdur hayasızca akınları, katliamları,savaşları ..
Yozlaşmanın karanlığında boğulmak yerine ..
Sok, karanlığın bağrına ..
Bilimin, ilmin, aydınlığın, bilgeliğin hançerini ..
Yüzleşmeye koyulduğunda ..
Utanmamak ve alnının akıyla, '' - İnsanım . '' diyebilmek için ..
Koy ömrünü, yüreğini, siper et gövdeni ..
Karanlığın ve cehaletin ,
Kapitalist deccallerin, şerefsizler ordusunun saldırılarına ..
De ki daima ..
Ölüm, ölüm ya, hırlamak nesi ..!
Onursuz sürünmek yerine ..
Ölebilmeli insan şerefiyle, şereflice, yüreklice ..
Bir ölüp, bin doğarız felsefesinin erdemi ve yürekliliğiyle ..
Unutma ki, onurdur, inançtır, insanın asalet ışığı ...
Söndüyse onurun, yüreğin, vicdanın ışığı ....
Olan-biten ...
Olsa, olsa ..
Boktan bir ömrü kuburda tüketmektir, nafilece ...
Yemek, içmek ve sıçmaktan ibaret döngüyse, olan-biten yegane devinim ...
Ser-sefilce sürense ....
Bu hayat, hayat değil ...
Onurdan ve hayadan nasibini almadan ...
Beyhude kadavralıklar da, ömür telefliğinin daniskasıdır, aslında
Ömür telefliğinin daniskasıdır, aslında ...!
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ/İSYANİ
Friedrichshafen / Almanya
27/12/2016
Saat;18_15
26 Aralık 2016 Pazartesi
İZLER KALMAMACASINA .....!
Yerinden-yurdundan, kökünden-kökeninden koparılmış ...
Kan gülleri olup açan, onulmaz yaraları kanayan ..
Kafese konmuş, zincire vurulmuş yaralı yaban hayvanları gibiyim ...
Kendi yaralarıma, kendimin çare bulmalara koyulup ....
Can havliyle, son bir gayretle canhıraş çabalamış lığımda ...!
Sensizliğin, can evimden vuran, kör sancılarına belenmişliğimde ..
Gündüzlerden yorgunlukları devralan, karanlık gecelerde ...
Göz gözü görmezliklerde, yangınların ortasındayım ..!
Külüm-dumanım, savrulur ....
Efkar, efkar gecenin bağrına !
Sensiz senliliklerin, dar ağacında asılıyım ..!
Bir yanım, semanın kandillerine ...
Bir yanım, dipsiz kuyuların derinliklerine uzanmış halde ...
Aşkın ve özlemin kor alevlerinde, yanarım ...!
Yokluğunda bile, zamana, hayata ve yaşananlara inat ..
Tüm yollarım, sana çıkıyor ...
Huzme, huzme sen uzuyor sun gözlerimde, gecenin içinde ....!
Kah, zemheri ayazlarında ....
Umutlarımın dona kalmışlığında .
Kah, Ihlamur çiçeği kokularıyla insanı mest eden, bahar gecelerinde !
Hasılı ...
Varlığının dert, yokluğunun kahreden ölüm acısı olup, çıkmışlığında ...
Gün, geceye dönüpte ..
Hüzün sarınca anı, yüreğimi, ömrümü ....
Sen kokan odamı, perdelerimi ...
Dertlerimi dinlemekten yorgun düşen duvarlarımı ...
Hüzün basar gri, kara bulutlar misali üstüme ..
Dalıp, dalıp giderim .....
Olumsuzluklar ve mutsuzluklar deryasına ..
Kahır nilüferlerinin haşmetli açışında ..
Suya düşen mehtabın hüznü gölge, gölge yutarken suyu ..
Kurbağa ötüşleri ne sinen feryat-figan çığlıklar, dolarken geceye ...!
Ne, yüreğimden-ömrümden, söküp atmam ..
Ne'de, unutmam mümkün, seni ..!
Heyhat....!
Eleme ve kahreden gerçeğe bak ki ..
Ne, erebiliyorum, sana ..
Ne'de, sensiz olabiliyorum ...
Rüzgar gülleri misali dönüp duruyor ..
Gazeller olup sürülüp-savruluyorum ..!
Hasretin kasırgalarında ..!
Lime, lime dağılıyorum gecenin içinde ..!
Yıldızların kaymasında ....
Ölümü içişleri gibi ..
Süzülüp, geceye karışan göz yaşlarım ...
Un-ufak oldukça, gecenin içinde ....
Kayıp-söndükçe yıldızlar, karardıkça gece ....!
Gönül ve ömür yangınlarımın kızıl alevleri, aydınlatıyor geceyi !
Sana yürekten yalvarım ve haykırışımdır, bu son seslenişim ...!
'' - Ya, gel ...
Çek, çıkart beni bundan ve buradan ...
Bu zifiri, kör karanlıktan ...
Yada ....
Küllerimi sür-savur ...,
Ömrümden, yüreğimden, geceden ...
Bu aşk yangınından, alevler, izler kalmamacasına ...
İzler kalmamacasına ....!
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Friedrichshafen / Almanya
26 / 12 / 2016
Saat ; 10_00
25 Aralık 2016 Pazar
MUTLULUKTAN YANA .....,
Tarifsiz duygular karmaşasıyla bezenen ruhlar, bedenler ...
Derin mi derin acılar, gam ve göz yaşı odağı olup çıkar ...
En zor olan da ....
Anlatamamak dan da öte ..
Anlattığını sandığın anda ..
Sanki inadına yaparmışcasına ..
Yüzüne, gözlerinin içine baka, baka ..
'' - Mış gibi davranarak '' yalana yeltenenlerin ..
Ya da, tepeden tırnağa yanlış ...
Hele ki de, sadece kendilerince anladıklarını yaptıklarını, görmektir ..
Ondandır demelerim,
'' - Senin anlattığın değil, karşındakinin ne anladığıdır, aslolan ve belirleyici olan ..! '', diye .....
Bozuk saatte, günde iki kez doğruyu gösterir, misali ..
An gelir, sözde doğrular içinde, riyayla ve iki yüzlülükle karşı karşıya kalarak ..
Giyinir'sin tepeden, tırnağa yanlışların azabını, şalını ..
Çoğu kez, yiter insan ....
Değil, sadece kalabalıklar içinde ..
Yiter gider, kendinde, derinliklerinde ve hüzünlerin dehlizinde ..
Riyanın ve iki yüzlülüğün enkazı altında kalakalmışlığında ..
Kendine bile ağır gelir, böylesi anlarda ..
Bu hallerde, değil sadece bir başkası, çevre vesaire ..
Kendisi bile ağır gelir, çekilmez,katlanılmaz olur, kendine ..
'' - Çıra, dibine karanlıktır ! '' ata sözüne uygunluklarla ..
Mutluluğa atılarak yürünse bile adımlar, niyet ve amaçtan bağımsızlıkla ..
Mutsuzluğa varır, hüzne, eleme-kedere çıkar tüm yollar ..
Adına bahtsızlık, kader, felek, kör talih .....
Vesaire, vesaire ....
Özcesi, ne dersen de, ne denir ise densin ......
Aslolan mutluluktan yana, payını alamamandır ..
Mutluluktan yana, payını alamaman ...!
Derin mi derin acılar, gam ve göz yaşı odağı olup çıkar ...
En zor olan da ....
Anlatamamak dan da öte ..
Anlattığını sandığın anda ..
Sanki inadına yaparmışcasına ..
Yüzüne, gözlerinin içine baka, baka ..
'' - Mış gibi davranarak '' yalana yeltenenlerin ..
Ya da, tepeden tırnağa yanlış ...
Hele ki de, sadece kendilerince anladıklarını yaptıklarını, görmektir ..
Ondandır demelerim,
'' - Senin anlattığın değil, karşındakinin ne anladığıdır, aslolan ve belirleyici olan ..! '', diye .....
Bozuk saatte, günde iki kez doğruyu gösterir, misali ..
An gelir, sözde doğrular içinde, riyayla ve iki yüzlülükle karşı karşıya kalarak ..
Giyinir'sin tepeden, tırnağa yanlışların azabını, şalını ..
Çoğu kez, yiter insan ....
Değil, sadece kalabalıklar içinde ..
Yiter gider, kendinde, derinliklerinde ve hüzünlerin dehlizinde ..
Riyanın ve iki yüzlülüğün enkazı altında kalakalmışlığında ..
Kendine bile ağır gelir, böylesi anlarda ..
Bu hallerde, değil sadece bir başkası, çevre vesaire ..
Kendisi bile ağır gelir, çekilmez,katlanılmaz olur, kendine ..
'' - Çıra, dibine karanlıktır ! '' ata sözüne uygunluklarla ..
Mutluluğa atılarak yürünse bile adımlar, niyet ve amaçtan bağımsızlıkla ..
Mutsuzluğa varır, hüzne, eleme-kedere çıkar tüm yollar ..
Adına bahtsızlık, kader, felek, kör talih .....
Vesaire, vesaire ....
Özcesi, ne dersen de, ne denir ise densin ......
Aslolan mutluluktan yana, payını alamamandır ..
Mutluluktan yana, payını alamaman ...!
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Friedrichshafen / Almanya
25/12/2016
Saat;10_00
17 Aralık 2016 Cumartesi
YAYIN YASAĞI' NA, SIĞINMIŞLIKLARLA ...
İhanetin, aczin, hatta iflasın ..
Yani, malumun ilanıdır ''YAYIN YASAĞI '' ..
Kendi kanlarında boğulan güruhlar ve kandan beslenen bu hainler ..
Sözlerinin ve güçlerinin ..
Göbekten bağlı olduğu Sömürücü Emperyal mihraklara geçmemişliğinde ..
Öfke ve hınçlarını garip-guraba halka yöneltmişlikleriyle ..
İkiye bir, her olayda..
Tövbekarlığını bozan yosma ve puşt-pezevenk misali ..
Meydana gelen her toplumsal vukuat ve katliamda ..
Dönüp, dönüp yalan dolanla laf ebeliğine soyunmaktan ....
TAZİYE ve BAŞ SAĞLIĞI yayınlamaktan ..
Dahası,
Bir'de YAYIN YASAĞI KOYMAKTAN öte gidemiyorlar ve gidemezlerde asla ..
Çünkü ..
Çürümüş, karaktersiz düzenlerini, ne pahasına olsun sürdürüp ..
Despotluk ve hegomanya ile milletin kanını içip ..
Ülkenin helakına, halkın katline ferman çıkarmışlıklarıyla ..
Kendi istikballeri ve talükatlarını korumak adına ..
Kalleşler ve hainlerle, iahentte el ele vererek ...
Ve, sıkça yosmalar, puşt-pezevenkler gibi ..
''KANDIRILDIK'' teranesiyle, timsah göz yaşlarına sığınarak ..
YAYIN YASAĞINDAN ...
Ve Halkı lal ve koyun yapmaktan medet umarak ..
Her ölümün ve facianın ardından, YAYIN YASAĞI aczine sarılıyorlar ..
İçleri-dışları fitne, fesat ve yalanla dolu bu iktidar..
Güzelim vatanı, millete CEHENNEM kılıp,
Yetmemişçesine konu-komşu ülkelere de ..
CANİCE CİNAYETLER İHRAÇ EDEREK ....
Suriyeyi,Irak'ı kana bulayarak
Emperyalistlerin kapı köpekliğinde, at koşturmaktadır ...
Dün İstanbul, bugün Kayseri ..
Yarınsa sıra nerede ve kimde belirsiz ..
İspiyoncu hainler çetesi ve onun düdükçü başı ..
Muhtarları ispiyoncu, halkı birbirine düşman ederken ..
Sadece ceplerini ve tahtlarını, koltuklarını düşünüp ..
Soysuzluğun, boz bulanıp sığlığında ..
Halkın kanına ekmek doğramayı iş ve yaşam ..
Hatta, yegane iktidar eylem biçimi, kılarak ..
YAYIN YASAĞI denen düzenbazlıklarda ..
Ülke ve insana hayatı zehir, ömrü ve günleri zindan ederek ..
Alçaklığın,düzenbazlığın marifetlerini sergilemekten geri durmayarak ...
Günlerine gün, keyiflerine keyif..
Servet ve konforlarına konfor eklemişlerdir ..
Hesap sorulmasın diyerek ..
Yavuz hırsız edasında ..
Tövbekar yosmalıklarda, puştluk ve pezevenkliklerde ..
Zeytinyağının su üstüne çıkmışlığı na soyunarak ..
Ne menem iki yüzlülük ve utanmazlıkla..
ARSIZLIĞIN DİK ALASINI SERGİLEYEREK ..
SON FACİA VE KATLİAMA DA YAYIN YASAĞI KOYUP..
ASAYİŞ BERKEMAL diyebilecek kadar utanmazca ve hayasızca ..
PİŞMİŞ KELLELER MİSALİ, SIRITARAK ..
HALKA, ÖL...
YURDA, BU CENNET VATAN TOPRAKLARINA ..
BU CANIM GÜZEL ÜLKE'YE ...
YAN, KOR ALEVLERDE KÜL VE DAHA DA BETER OL,DİYORLAR İHANET,GAFLET VE DALALETLE ..
HAİNLİĞİN MEZBERELİĞİN DE..
YAYIN YASAĞININ ARDINA SİNİP, GİZLENMİŞLİKLE ..
YAYIN YASAĞINA SIĞINMAKTAN MEDET UMMUŞLUKLA !
YAYIN YASAĞINA SIĞINMAKTAN MEDET UMMUŞLUKLA !
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Friedrichshafen / Almanya
17/ 12 / 2016
Saat; 09_50
İhanetin, aczin, hatta iflasın ..
Yani, malumun ilanıdır ''YAYIN YASAĞI '' ..
Kendi kanlarında boğulan güruhlar ve kandan beslenen bu hainler ..
Sözlerinin ve güçlerinin ..
Göbekten bağlı olduğu Sömürücü Emperyal mihraklara geçmemişliğinde ..
Öfke ve hınçlarını garip-guraba halka yöneltmişlikleriyle ..
İkiye bir, her olayda..
Tövbekarlığını bozan yosma ve puşt-pezevenk misali ..
Meydana gelen her toplumsal vukuat ve katliamda ..
Dönüp, dönüp yalan dolanla laf ebeliğine soyunmaktan ....
TAZİYE ve BAŞ SAĞLIĞI yayınlamaktan ..
Dahası,
Bir'de YAYIN YASAĞI KOYMAKTAN öte gidemiyorlar ve gidemezlerde asla ..
Çünkü ..
Çürümüş, karaktersiz düzenlerini, ne pahasına olsun sürdürüp ..
Despotluk ve hegomanya ile milletin kanını içip ..
Ülkenin helakına, halkın katline ferman çıkarmışlıklarıyla ..
Kendi istikballeri ve talükatlarını korumak adına ..
Kalleşler ve hainlerle, iahentte el ele vererek ...
Ve, sıkça yosmalar, puşt-pezevenkler gibi ..
''KANDIRILDIK'' teranesiyle, timsah göz yaşlarına sığınarak ..
YAYIN YASAĞINDAN ...
Ve Halkı lal ve koyun yapmaktan medet umarak ..
Her ölümün ve facianın ardından, YAYIN YASAĞI aczine sarılıyorlar ..
İçleri-dışları fitne, fesat ve yalanla dolu bu iktidar..
Güzelim vatanı, millete CEHENNEM kılıp,
Yetmemişçesine konu-komşu ülkelere de ..
CANİCE CİNAYETLER İHRAÇ EDEREK ....
Suriyeyi,Irak'ı kana bulayarak
Emperyalistlerin kapı köpekliğinde, at koşturmaktadır ...
Dün İstanbul, bugün Kayseri ..
Yarınsa sıra nerede ve kimde belirsiz ..
İspiyoncu hainler çetesi ve onun düdükçü başı ..
Muhtarları ispiyoncu, halkı birbirine düşman ederken ..
Sadece ceplerini ve tahtlarını, koltuklarını düşünüp ..
Soysuzluğun, boz bulanıp sığlığında ..
Halkın kanına ekmek doğramayı iş ve yaşam ..
Hatta, yegane iktidar eylem biçimi, kılarak ..
YAYIN YASAĞI denen düzenbazlıklarda ..
Ülke ve insana hayatı zehir, ömrü ve günleri zindan ederek ..
Alçaklığın,düzenbazlığın marifetlerini sergilemekten geri durmayarak ...
Günlerine gün, keyiflerine keyif..
Servet ve konforlarına konfor eklemişlerdir ..
Hesap sorulmasın diyerek ..
Yavuz hırsız edasında ..
Tövbekar yosmalıklarda, puştluk ve pezevenkliklerde ..
Zeytinyağının su üstüne çıkmışlığı na soyunarak ..
Ne menem iki yüzlülük ve utanmazlıkla..
ARSIZLIĞIN DİK ALASINI SERGİLEYEREK ..
SON FACİA VE KATLİAMA DA YAYIN YASAĞI KOYUP..
ASAYİŞ BERKEMAL diyebilecek kadar utanmazca ve hayasızca ..
PİŞMİŞ KELLELER MİSALİ, SIRITARAK ..
HALKA, ÖL...
YURDA, BU CENNET VATAN TOPRAKLARINA ..
BU CANIM GÜZEL ÜLKE'YE ...
YAN, KOR ALEVLERDE KÜL VE DAHA DA BETER OL,DİYORLAR İHANET,GAFLET VE DALALETLE ..
HAİNLİĞİN MEZBERELİĞİN DE..
YAYIN YASAĞININ ARDINA SİNİP, GİZLENMİŞLİKLE ..
YAYIN YASAĞINA SIĞINMAKTAN MEDET UMMUŞLUKLA !
YAYIN YASAĞINA SIĞINMAKTAN MEDET UMMUŞLUKLA !
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Friedrichshafen / Almanya
17/ 12 / 2016
Saat; 09_50
15 Aralık 2016 Perşembe
ÖMRÜN, BAYRAKTIR SENİN ...!
Yatmış'san insan karnında, kursağından haram lokma geçmemişse ...
Vicdan aynanla yüzleşmen de utanıp, yüzünün kızaracağı halin yoksa ...
İnsanlığından ve kendinden utanacağı hale düşmediysen ...
Birinin yarasına, derdine, belasına kendin yaşamışcasına üzülüyor'san ..
Özcesi, insan oğlu insan olarak yüreğin serin, ruhun huzurluysa ...
Hala, egoya, güce, muktedire tapınanlara biata hayır diyorsan ..
Umuda ve aydınlığa dönüyorsan yüzünü ..
Ülkenin ufku karartılırken,
Karşı durarak, onurla, inançla direnip,
Hürriyetin, aydınlığın kavgasını vermeyi sürdürüyor san .
Bir ölüp bin direnerek,insanlığın destanına onurla yeni sayfalar ..
Yüreğin ve onurun halkasına kıvanç ve ışıltıyla yeni halkalar ekliyorsan ..
Bil,inan ve unutma ki,
Sen dünün o destansı halk kahramanlarının ve onur önderlerinin neslisin ..
Kıvançla, dünü yarına taşıyan bayraktar ve yiğitlik şahikası nefersin ..
Sen,gayya kuyusu karanlıklarda yutulan ömürlere,bedenlere umut ...
Yaralı yüreklere merhem ve şifa ..
Tüyü bitmedik yetime umut,
Karanlığın bağrına saplanan en nurlu onur hançerisin ..
Sen bitmeyen insanlık kavgası destanının ...
Ömürler de , ömür olup yaşayan efsanevi kahramanı sın ..
Tarihi kardelen aklığında yazan ...
Zamanın, çağların ve insanlığın bağrında açan umut çiçeğisin ..
İçin ak, alnın ve yüzün pak, ömrün aydınlığa bayraktır senin ...
Ömrün, aydınlığa bayraktır senin ...!
Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ
Friedrichshafen / Almanya
14/12/2016
Saat:14_22
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
ÇIĞLIK, ÇIĞLIĞA ....! Sensizlik uzadıkça .. Söndükçe, umudun ışıkları bir, bir .. Kararıp kaldıkça ruhum, naçarlığın pençesinde Sinsi bir s...










